Kahramangiller

Yıldızlar, Evrenler ve Çağlar Ötesi Bir Anlatı: Yıldız Gezgini

“Ölüm diye bir şey yok. Yaşam ruhtur ve ruh da ölmez.”

Jack London’ı nasıl bilirsiniz? Vahşetin Çağrısı’yla? Beyaz Diş’le? Demir Ökçe’yle? Martin Eden’le? Belki hepsiyle, belki sadece biriyle ya da birkaçıyla. Peki ya Yıldız Gezgini’yle?

İnsanın çocukluğundan beri çok sevdiği, okuma sevgisini ve yıllar içinde kazandığı edebiyat aşkını borçlu olduğu, neredeyse bütün kitaplarını okuduğunu sandığı bir yazarın kıyıda köşede kalmış bir romanının bulunduğunu fark etmesi ne büyük bir acıdır! Ben bu acıyı Jack London’ın, ülkemizde İş Bankası Yayınları Modern Klasikler Dizisi başlığı altında yayımlanmış eserlerinden biri olan Yıldız Gezgini’yle yaşadım (bir zamanlar Yıldızlar Korsanı olarak da basılmışlığı var). Elbette benden çok önce bu eseri bilen, okuyan ya da duyan olmuştur ve bu durumda ben olsam, “Ey bu yazıyı yazan kişi, ne konuştun girizgâhta, sen de kendini hayrandan mı sayarsın?” derdim. Evet, çok sevdiğim bir yazarın, “hayatımın kitabı” diyebileceğim bir eseriyle bu kadar geç tanışmış olmak yaşattı bana bu utancı ve maalesef bu uzun ve sıkıcı girizgâha sebebiyet verdi.

Jack London

Jack London

Jack London, macera dolu hayat tarzının, parlak zekasının ve üstün hayal gücünün etkisiyle kaleme aldığı ve ölümünden bir sene önce yayımlanan bu eserinde, ruhunun farklı bedenler içinde deneyimlediği birçok yaşamı anımsayan ve bunları tekrar yaşayan ziraat profesörü, mahkûm Darrell Standing’in San Quentin Hapishanesi’nde yaşadıklarıyla yüzleştirir bizleri. Üniversitedeki bir akademisen arkadaşını öldürdüğü için hapse giren ve nihayetinde önce müebbete, ardından da idama mahkûm edilen Standing, çok geçmeden kendini bulduğu berbat koşulların esiri olur. Ancak diğer esirler gibi bunları kabullenmek yerine, sürekli karşı çıkarak, mücadele etmeye çalışarak göze batar. Sonunda kendini kaypak bir mahkûmun iftirası nedeniyle tecritte, (aslında ortada olmayan) suçunu itiraf etmesi ve davranışlarını düzeltmesi için, insanlık koşullarına ve sıradan bir canlının dayanabileceği acı eşiğinin çok üzerinde bir ceza şekline katlanmak zorunda kalırken bulur.

Bu, gerçekten de yazarın kitapta da bahsettiği mahkûm Ed Morrell’ın beş yılını geçirdiği San Quentin’de kullanılmış olan ve “Ceket” ya da deli gömleği adı verilen bir ceza yöntemidir (Kitap aynı zamanda “The Jacket” ismiyle de yayımlanmıştır ve aynı isimdeki Hollywood yapımı, kitaptan yalnızca bir parça esinlenmiş bir senaryoya sahiptir). Bu yönteme göre suç işleyen, isyan eden ya da biraz fazla göze batan mahkûmlar hücrelerinde, gardiyanların kendilerini kan dolaşımlarını durduracak kadar sıkıca bağladıkları bir kanvas ceket içinde saatlerini (hatta günlerini) geçirmeye zorlanırlar. Elbette minimum besinle, hatta bazen sadece suyla, sadece hayatta kalmalarını ve suçlarını itiraf etmelerini (ya da duruma göre işledikleri suç nedeniyle akıllanmalarını) gerektirecek süreler boyunca bu korkunç duruma maruz kalırlar. Bu tüyler ürpertici uygulamada amaç mahkûmların hayatta kalmalarını ve sözde ıslahlarını sağlamaktır, hatta bunun için bir de doktor görevlendirilmiştir ama cekete dayanabilen mahkûmların sayısı, dayanıp kendilerinden çok fazla şey kaybedenlerin sayısıyla eşittir ve tahmin edebileceğiniz üzere, ıslah olabilen de yoktur (Evet, son cümlenin büyük kısmını tamamen kendi hissiyatıma yenik düşerek yazdım ama muhtemelen netice benim tahmin ettiğim gibidir).

San Quentin Hapishanesi'nin içi

San Quentin Hapishanesi’nin içi

Bu noktada, “Ceket” uygulamasıyla karşı karşıya kalan mahkûm Darrell Standing, yan hücrelerde kalan Jake Oppenheimer ve Ed Morrell’la duvara vurarak iletişim kurmanın bir yolunu bulur ve böylelikle, önceleri bu şekilde sadece hücrede geçirdiği saatleri dayanılabilir kılar. Daha sonra Ed Morrell ona “küçük ölüm”den, yani bedenini ayak parmaklarından kafasına kadar uyuşturarak kaskatı bir hale getirip ruhunu bedeninden ayırmaktan söz eder. Kendisi böyle bir deneyimi yaşamış ve böylece ceket içinde geçirdiği sürelerin acısını biraz olsun hafifletebilmiştir. Standing de üzerinde epeyce kafa yorduktan sonra (neticede insanın saatler süren hücre cezası boyunca yapacak daha iyi bir şeyi yok) bunu denemeye karar verir. Ve başarılı oldukça hem kendine haksız yere işkence eden cezaevi yöneticisine kafa tutar hem de geçmiş yaşamlarını birbiri ardına keşfeder. Standing, İsa’nın çarmıha gerilişine tanık olmuş bir Viking, Uzak Doğu’da güzeller güzeli bir soyluyla evlenmiş ve saray entrikalarına karışmış bir İngiliz, korkunç bir gemi kazasından sağ kurtulmuş ve ufacık bir adada imkânsız koşullar altında sekiz sene boyunca hayatta kalmayı başarmış bir Amerikalı ve tarih boyunca daha birçok kişi olmuştur. Ve anlatısı boyunca bizlere her bir macerasını uzun uzun aktarır.

Edward Morrell

Edward Morrell

Jack London’ın büyük ölçüde Amerikan hapishanalerindeki adaletsizliğe vurgu yapmak için kaleme aldığı bu eser, yazarın bahsi geçen hapishanede bulunmuş arkadaşı Ed Morrell’ın deneyimlerinden yola çıkıyor. Fakat yazar, her bir geçmiş yaşam deneyimiyle birlikte bizlere birbirinden ilginç bağımsız öyküler olarak da sunuyor anlatısını.

Bu arada Edward Morrell, Evans ve Sontag çetesinin suç ortaklarından biri olarak, Folsom Hapishanesi’nde müebbet hapis cezasına çarptırılmış, ardından San Quentin’e transfer olmuş ve beş senesini tecritte geçirmiştir. En sonunda 1908 senesinde afla tahliye olmuştur. Jack London, Morrell’ın affında büyük rol oynamış ve ardından kendisini çiftliğinde ağırlamış ve ikili yakın arkadaş olmuştur. Morrell hapisten çıktıktan sonra 1914 yılında The Incorrigible (Islah Olmaz) adında tek perdelik bir oyun ve bir de The 25th Man: The Strange Story of Ed. Morrell, the Hero of Jack London’s Star Rover başlığı altında anılarını kaleme aldığı bir kitap yazmıştır.

Yaşam, ölüm, astral seyahat, reenkarnasyon ve ruh hakkında ne düşünürseniz düşünün, fantastik anlatının en önemli örneklerinden biri olan Yıldız Gezgini’ni çok seveceğinizden eminim. Bazı kitapları okumak için geç kaldığınıza üzülürsünüz ve kaybettiğiniz zamanın tek telafisi, onu bir an evvel ve hakkını vererek okumaktır. Yıldız Gezgini işte tam da böyle bir eser.

İyi okumalar.

Yorumlar