Kahramangiller

Yıldızlardan Mesaj – Vathek

İngiliz yazar William Beckford’un Fransızca olarak kaleme aldığı,  kendi kontrolüyle  İngilizce’ye çevrildiği romandır Vathek. İngiltere’nin en zengin insanlarından olan Beckford’un, Arabistan ve Mezopotamya bölgelerine  büyük ilgi duyması Vathek’in yazılmasındaki en büyük etkenlerden bir tanesidir belki de. Hatta yazarın o topraklara karşı ilgisi basit bir meraktan da öteye gitmiş ve Babil Kulesi’nden esinlenip Babil Kulesi’ne benzer kuleler dahi inşa ettirmiştir.

William Beckford bir gün, bir gecede yazdığı romanı Vathek ile benim de hayranı olduğum bir çok yazar ve şairi etkilemiştir. Örnek vermek gerekirse; H.P. Lovecraft, Jorge Luis Borges en büyük iki örnek sayılabilir. Hatta şahsi fikrim olarak Loveracft, Necronomicon’u yaratırken Vathek’in hikayesinden çok etkilendiği fikrine kapılmadan edemedim. Lovecraft’ın karakteri olan Deli Arap Abdul Alhazred’in de Vathek ile kişilikleri açısından yakınlığı olduğu çok kolay fark edilebilir.

İngiltere’nin en zengin bireylerinden birisi olan Beckford nasıl oldu da bu denli karanlık fikirlere kapıldı? Bu ve bunun gibi birçok soru Beckford’un karakterinde yatıyor.  William Beckford’un büyük bir sanat koleksiyoncusu olması oryantal gotik veya batı gotik tarzlarına hakim olmasında en büyük etkenlerden birisi diyebilirim. Quattrocento olarak geçen erken dönem Rönesans’ına ait birçok resmi elinde bulundurmakla birlikte Japonya, Hindistan, Çin gibi ülkelerin çok önemli sanat eserlerini de elinde bulundurmaktaydı. Tabii bu denli zenginliğe sahip olmasa bu kadar çok kaynaktan beslenemezdi. Beckford’un sahip olduğu en sıra dışı şey ise Fonthill Abbey,  bir diğer adıyla Beckford’s Folly diyebilirim. İçinde eşsiz bir kütüphane bulunan, büyük bir gotik şato…  Kulesi Isangard’ı andıran şato maalesef günümüze kadar dayanamamış.

Fonthill_-_plate_11

Kitap daha önceden Dost Yayınları (1998) ve Bordo Siyah (2005) gibi bir çok yayın evi tarafından bizlere sunuldu ama bu basımları artık sahafların tozlu raflarında bekliyorlar. Günümüzde ise İthaki Yayınları Fransızca aslından Dost Yayınları basımının da çevirmeni olan İsmail Yergüz’ün çevirisi ile romanı bir kere daha bizlere kazandırdı. Eski basımlar ile karşılaştırma yaptığımda bana en çok dokunan, gerçeküstücülük denilince akla gelen isimlerden olan Jorge Luis Borges’in önsözünün İthaki’nin baskısında bulunmaması oldu. Geçmişteki basımların kapakları ile İthaki’nin kapağına baktığımızda İthaki kapak görseli olarak ünlü ressam Zdzislaw Beksinski’nin resmini kullanmış ve bu kitaba epey hoş bir hava katmış. Kitabın konusu hakkında hiçbir fikri olmayan birisi bile sırf kapak görseli için kitabı eline bir kere alır. Kitap içi kullanılan görseller ise Mahlon Blaine’nin Vathek için özel olarak çizdiği illüstrasyonlar. İçlerinden bazılarını aşırı beğendiğimi, hatta elime kağıt kalem alıp o illüstrasyonları referans alarak bir şeyler çizdiğimi itiraf edebilirim. Hayır, kimse ile paylaşmayacağım onları ^_^

Hazır işin görsel aktarım kısmına girmişken Vathek’in çizgi romanından bahsetmemek hiç olmaz. Bizim dilimize henüz çevrilmemiş olsa da; Vathek’i okuduktan sonra çizgi romanın internette olan bazı sayfalarına bakmanızı kesinlikle öneriyorum. Patrick Mallet’in çizdiği Vathek benim hayalimde görselleşen Vathek ile pek bir uyum sağlamasa da aşağıdaki görselin kitapta geçtiği sayfaların zihnimde canlandırdığı şeyler tam olarak da böyleydi benim için.

Vathek - page 08

İçimdeki büyük fırtınayı dindiren, zavallı kalbimi müthiş bir sevinçle dolduran ve tabiatın sırlarını bana açan ve bu işaretleri bana yazan acaba bir Tanrı mıydı? Yoksa ben de bir Tanrı mıyım? İçimde şimdiye kadar olanlardan çok farklı bir ışık doğuyor.

-Faust

Faust’u okuyan, izleyen herkes Mephistopheles’in Faust’u nasıl baştan çıkardığını ve onu çok derin bir arayış içerisine soktuğunu bilir. Vathek’de tıpkı Faust’a olduğu gibi olağanüstü bir varlık tarafından baştan çıkarılır. Vathek ve Faust’u bu açıdan birbirine benzetmek doğrudur ancak Faust sadece Tanrı’nın gözünde değerli birisiyken, Vathek, Abbasi soyunun dokuzuncu halifesi, Mutasım’ın oğlu ve Harun Reşid’in torunudur.

Arap yarım adası ve günümüzün Irak bölgelerine hakim olan Vathek kadınlara pek bir düşkün, yemeyi içmeyi de pek bir sever. En büyük kusuru da bitmek tükenmek bilmeyen merakıdır. Gökyüzüne ulaşmak ve yıldızların anlamlarını bilmek ister, sırf bu merak için sarayının hemen yanına bir kule inşa ettirir. Her gece o sayısız merdiveni çıkar ve elinde bir kağıt bir de kalemle yıldızları izler. Bir gece yıldızların ona bir yabancıyı müjdelediğini düşünür ve şehrindeki tüm halka şehre ilk defa gelen herkesi saraya gönderilmesi konusunda duyurular yapar. Gerçekten de beklenildiği gibi bir yabancı gelir, simsiyah derisi zümrüt yeşili de gözleri vardır. Bu yabancı halife Vathek’e pek de İslam ile alakası olmayan bazı nesneler verir. İşte Vathek’in hayatı eline aldığı bu nesneler ile değişir. 

Son Söz

Vathek okuyan çoğu kişinin genel bir eleştirisi; romandaki olayların akışında her zaman bir süreklilik olması oluyor. Sanki karakterler hiç durmadan oradan oraya koşturuyorlarmış gibi bir izlenim var kitapta. Buna yazarın kitabı 24 saat içinde yazması sebep olmuş olabilir ancak bu eleştiriyi verenlerin büyük bir çoğunluğunun kitabı birkaç günde bitirmelerinden kaynaklı olduğunu düşünüyorum. Vathek kısa bir kitap, 126 sayfa. Kitap günlere bölünerek okunursa yukarıda belirttiğim eleştiriyi yapmak çok normal oluyor ama bence Vathek günlere gölünerek değil. Tek bir oturuşta bitirilmesi gereken bir kitap. Boş bir pazar gününüzde, kahvaltıdan sonra okuyup bitirin Vathek’i. O zaman kitaptan çok daha fazla zevk alırsınız.

Bu yazı, "İthaki Kütüphanesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Ekin

    Kitabi ilk okuduğumda Fasut ile bir benzerlik kurmanın tamamiyle çok sevdiğim iki şeyi birbirine benzetmekten ibaret olduğunu düşünmüştüm. Karşılaştırarak okuduğumda ise, Faust’un girizgahı ile neredeyse bire bir aynılar. Araçlar farklı bile olsa sonuçları da birbirine çok yakın.
    Bir şey daha; zaten oradan oraya koşturuyorlar. Vathek’in bir an önce anlaşmanın kendi kısmını yerine getirmek istemesi, güç sarhoşluğu yüzünden… Kitabın sonlarına doğru bu “acele”nin sebepleri değişiyor oluşu, bana kalırsa kelimer ile anlatılamayan o “Yusuf” ve arkadaşlığını çok iyi yansıtıyor. Aceleciliğinden midir bilmem, okuyucuyu da acele etmeye yönelttiğinden “Eyvahlarım olsun, eğer şimdi okumazsam hiç okuyamam.” diye uyumadan önce elinize alıp bir nefeste de bitiriyorsunuz.
    Eline sağlık güzel yazı olmuş. 🙂

    • Umut Çomak

      Teşekkürler ^^