Kahramangiller

Nirvana – Müziğin Öldüğü Gün

18 Kasım, Nirvana’nın son albümü ve en iyi hatırlanan performansı olan MTV unplugged in New York’un kayıt yıldönümüydü. “Vay babam vay!” dedim, açtım youtube’dan dinledim. Siz de dinleyin.

Farkettin mi ey okur? Smells Like Teen Spirit yok, Lithium yok, Territorial Pissing bile yok. Albümün yarısı cover parça. Milyonlar satan grubun, MTV markasıyla karma akustik albüm kaydedip (bir nevi best of albümü), içini başkalarının parçalarıyla doldurması duyulmuş şey mi? Bugün Nirvana çapında olmayan bir grup bile, bütün kariyeri boyunca iki üç tane, hem de müzikal olarak kendi hayranlarına doğrudan hitap edecek parça cover’lıyor. Gördüğünüz gibi Kurt da çıkmış Mississippi Delta Blues makamından halk türküsü yakıyor (anonim – my girl).

Tabii burada tüketicinin algısı da çok mühim. Mesela ben esnada çocuktum. Takdir edersiniz ki; parçaların yarısının daha önce başka gruplar tarafından çalındığını bilecek birikimim yoktu. Kurt abinin kronik depresyonu, Nirvana külliyatının aslında o depresyonun dışarı yansıması olduğunu gibi ince mevzulara kesinlikle kafam basmıyordu. ben şuursuzca müziği dinliyordum.

İlk albüm olan Bleach’i, Türkiye’ye internet geldikten sonra Kazaa’dan çekip de dinledim. O albümün çoşkusu gerçekten bambaşkaydı. Yine depresifti, ama Kurt kariyeri ilerledikçe depresyona daha çok batmış olmalıydı. Depresyonun sebebini sormaya gerek yok, ama neden gittikçe derinleştiği kafamı kurcalamaya başladı.

Bugün çok net biliyoruz ki, televizyonda gördüğümüz soytarı zevatın çoğu kitle kültürü ve tüketim ekonomisinin ihtiyaçlarını karşılamak için, basmakalıp üretilen kurgusal karakterler.  Ama işler hep tıkırında gitmez, millet aynı teranenin dönüp durmasında sıkıldığı için, bunalıma girmiş kültür döngüsüne, yeni fikirler aşılanması gerekir. Bu fikirler de pop kültürün içine dahil edilmemiş öğelerin öğütülüp pop kültürün hamuruna karıştırılması ile aşılanır. Nirvana doksanların başında pop kültürünü zenginleştirmek için öğütülen gruplardan biriydi ve Kurt öğütülmeyi kendisine yediremediği için öldü.

Kurt Cobain yerleşik düzeni reddeden yeni bir türün, aşırı atarlı temsilcisiydi; ama müzik döngüsü, bir insanla muhatap olmak istemiyordu. Kâr akışını devam ettirecek, Elvis gibi, Bowie gibi, Jackson gibi, bir karakter kültü istiyordu. Ama kült olmanın, kişi üstünde yıkıcı etkisi vardı. Kendi isteğiyle kült olanlar bile, öğütülmekten kaçamadı.

Ama en büyük suçlu, Bleach albümünü dinlese kulağı düşecek ergenlerin, sırf MTV’de sıfatına, radyoda sesine maruz kaldıkları için Kurt’a tapmasıydı. Müzisyen Kurt, şovmen Kurt’un gölgesinde kalmayı, kendine yediremediği için depresyona girdi. Kurt Cobain beyni saçma ile dağılmadan yıllar önce ölmüştü. Onu el birliğiyle biz öldürdük.

MTV Unplugged In New York, aslında bir manifestoydu. Kurt şakşakcılıkla kirlenmiş, hit olmuş parçalarının hiç birini çalmadı. Onun için kişisel önemi olan parçaları kendi yordamıyla yorumladı. O gösteri; Kurt Cobain’in kaybettiği samimiyeti yakalamak için sarf ettiği son kayıtlı çabaydı.

Pek çok insan için müziğin ölümü 3 Şubat 1959dur*. Benim için müziğin öldüğü gün artık 18 Ekim 1993’tür. Müzik; Sony Stüdyosunda son kez çırpındıktan sonra olduğu yerde yığılmıştır.

Müziğin Öldüğü Gün
Bu yazı, "Alp hocaefendi ile pek feyzli müzik sohbetleri" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar