Kahramangiller

Rol Yapma Oyunlarında Korku Öğesi – Bölüm 6: Bir Call of Cthulhu Oyununun Anatomisi

Şu ana kadar size rol yapma oyunlarında oyuncularınızı nasıl korkutabileceğinize dair taktikler verdim ve biraz oyuncu psikolojisini irdelemeye çalıştım. Ancak bütün bunları uygulamalı gösterebilmek isterdim, ama ne yazık ki öyle bir şansım yok. Dolayısıyla ben de burada kendi yazdığım senaryolardan birini masaya yatırıp anlatmaya karar verdim ki, nasıl bir mantıkla çalıştığımı görün. Senaryomuz, günümüzde yani 2014 yazında geçiyor. Yaz tatili için normal oyunlarımıza ara vermiştik malum millet tatile gidiyor, ben de İstanbul’da kalanlar için bir kaç atımlık bir senaryo yazmaya karar vermiştim. Call of Cthulhu için genellikle 1920’ler kullanılır, ama hava fazlasıyla sıcaktı ve hem milleti hem beni “O dönemde şu var mıydı? Falan bina yapılmış mıydı, filan icat çıkmış mıydı?” diye uğraştırmayacak, eğlenceli bir arka plan tercih ediyordum. Evet, eğlenceli. Şimdi bu nasıl Call of Cthulhu diyeceksiniz, anlatayım. Eğlenceli bir arka plan derken, çoğunlukla kara mizahtan yararlanmak niyetindeydim. Kara mizahın alası nerede bulunur? Tabii ki burada, İstanbul’da. Uzaklarda aramaya gerek yok.

Senaryo, İstanbul’un eski bir mahallesinde geçen bir hortlak hikayesi olacaktı, en azından başlangıçta. Dolayısıyla İstanbul’un en eski mahallelerinden birini, Üsküdar’ı seçtim. Üsküdar’ın tarih dokusu çok yoğundur, binaları eskidir ve araştırırsanız, çoğu bina mezarlıkların üzerine yapılmıştır. Ayrıca Anadolu yakasında oturmam nedeniyle sık sık geçtiğim bir yerdi, atmosferini uğraşmadan verebilirdim. Buradaki ilk ders, eğer gerçek bir mahalle kullanacaksanız, iyi bildiğiniz bir yer seçin. Yeterince iyi bilmediğinizi düşünüyorsanız da bir gidip dolaşmaya çalışın. Call of Cthulhu’da insanlar çeşitlilik içeren partiler oluşturulamayacağını düşünürler, ya da çoğu zaman sıradan insanların D&D’deki gibi “freak legion” olan bir parti yahut kaçak Camarilla konseyi gibi gezen bir WoD grubu kadar renkli olamayacağını düşünürler. Bence bu doğru değil. Özellikle de Türkiye’de geçen bir senaryo oynuyorsanız.

Nostalji kuşağına. Orient Express Setting şahsen benim ilk gözağrımdır. Uzun oynatabilecek durumdaysanız mutlaka bakın derim.

Nostalji kuşağına hoşgeldiniz. Orient Express Setting şahsen benim ilk gözağrımdır. Uzun oynatabilecek durumdaysanız mutlaka bakın derim.

Üsküdar iyi güzel ama özellikle arka sokakları kasvetli bir yerdir. Arka planda o kasveti yeterince hissedeceklerdi zaten, fazla kaçmaması için trajikomik öğeler koymaya devam ettim. Ortamın tam bir İstanbul parodisi olmasını istiyordum. Bu yüzden yine gerçeklerden yararlanmaya karar verdim. Gruptaki bir arkadaşımın yaşadığı apartmana 1999 depreminden sonra çürük raporu verilmiş, ancak iki müteahhit (biri apartmanda daire sahibi) olduğu için anlaşamıyorlar ve ev bir türlü yıkılamıyor. Ben de bunu Üsküdar’da eski, taş çatlasa 6-7 katlı hayali bir apartmana uyarlamak istedim. Apartmanın iki sahibi olacaktı. Zamanında çok yakın arkadaş, hatta kan kardeş olan iki adamdı; İhsan ve Refik. Bölgelerindeki olumsuzluklar nedeniyle göç etmişlerdi. İhsan bir baklavacıya çırak girmiş, Refik ise ticarete atılmıştı.

Refik, İhsan gibi çok çalışmayı sevmezdi, kolay paracıydı biraz. Burada tabii ki geçmişlerini anlatamam, ancak bu iki arkadaş çeşitli maceralardan sonra İstanbul’a yerleştiler. İhsan rahmetli babasının birikimiyle küçük bir baklavacı açtı, malzemesinden hiç ödün vermediği için, biraz da şansla işleri iyi gitti ve İstanbul’da dört şubesi daha oldu. Refik ise inşaat sektörüne girdi, ama araları artık bozulmuştu. Birlikte geldikleri İstanbul’da, din kardeşleriyle birlikte katıldıkları politik oluşumda ayrılık baş göstermişti. İhsan hocaya sadık kaldı, Refik ise imamın peşinden gitti. İki arkadaş kavga ettiler, taraf değiştirdikleri için birbirlerini asla affetmediler. Tabii ailece görüşmemeleri zordu, aynı apartmanda oturuyorlardı.

Bu iki karakterden Refik npc idi, İhsan’ı ise oyuncusuyla birlikte yazdık, baklavacı oluşunu, siyasi eğilimini hep oyuncu belirledi. Bu noktada, İhsan’ın hayatındaki en büyük drama öğeleri tabii ki ailesi olacaktı. “Bey, Refik’ler Bağdat Caddesi’nde mis gibi yer almışlar, biz daha burada sürünüyoruz!” diye arada yakınan, tansiyon sorunu olan İhsan’ı ikide bir diyete sokan karısı Hanife, “Baba baklavaların demode oldu, vişneli baklava yapalım!” diyen tesettür modası düşkünü, yemek blogu yazan kızı Semiha, ve o aileden nasıl çıktığı belli olmayan, “kötü arkadaşlar edinmiş” üniversiteli metalci ve ateist oğlu Abdullah. Bu noktada oyunculardan birine Abdullah’ı oynayıp oynamayacağını sordum, kabul edince de karakter detaylarını ona bıraktım. Abdullah’ın üniversite okumayıp aile işinin başına geçmesini isteyen İhsan, oğlunun “gökbilimci” olma isteğini hala sindirememişti, ama en azından çocuk serserilik yapmıyor, okuyordu. Abdullah ise bir gün babasının boyunduruğundan kurtulma hayalleri kuruyordu.

Call of Cthulhu nasıl Lovecraft tarzı ağırlıklıysa, Trail of Cthulhu August Derleth, yani dedektiflik ağırlıklı stil kullanır.

Call of Cthulhu nasıl Lovecraft tarzı ağırlıklıysa, Trail of Cthulhu August Derleth, yani dedektiflik ağırlıklı stil kullanır.

1999 depreminden sonra eve çürük raporu verildiğinde, iki taraf anlaşamadılar ve iki taraf da daire sahibi olduğu için iş hep sürüncemede kaldı. İhsan Refik’in getirdiği müteahhitleri, Refik’se İhsan’ın getirdiklerini kovuyordu. Bu hengameden sıkılan kiracıların tek durma nedeni, kiraların ucuz olmasıydı. Zamanla bu ucuz kiralar yüzünden apartmana bir kaç öğrenci de gelmişti. Apartmanda iki daire sahibi daha vardı; emekli karacı Albay Oğuz Bey (oyuncu) ve onun enine boyuna iki katı büyüklüğündeki karısı Adalet Hanım. Ortam, dara düşüp zamanında aldığı apartman dairesine taşınmak zorunda kalan Taner Bey (oyuncu) ve ailesinin gelişiyle iyice şenlenecekti.

Taner Bey’in eşi Ahsen Hanım cumhuriyetçi bir partinin kadın kollarında görevliydi, ateşli bir laikti. Kocası eski solculardandı ama onun gibi hırslı değildi, tek istediği apartmanın karşısına açtığı -senelerdir  kapalı olan- Tekel dükkanında bir kaç kafa dengiyle demlenmekti. Ahsen Hanım bu tembelliği yüzünden eşinden soğumuştu, çiftin arasında soğuk rüzgarlar esiyordu. Bir oğlu ve kızları vardı, ikisi de evdeki gerginlik yüzünden Ankara’daki üniversiteleri yazmışlardı, şimdi ikisi de arkadaşlarıyla tatildeydi.

Bu yazı, "Rol Yapma Oyunlarında Korku Öğesi" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar