Kahramangiller

Rol Yapma Oyunlarınıza İlham Olabilecek Eserler – Mage the Awakening

Uzun zamandır ara verdiğimiz yazı dizimize, en son bıraktığımız yer olan “World of Darkness” dünyasının bir başka güzellemesiyle devam edelim istedim. Sadece yazı dizisine devam etme isteği mi? Başka dış etken yok mu derseniz, yalan söyleyemeyeceğim. Farklı şehirlerden arkadaşlarla, Roll20 üzerinden oyun oynayalım derken, bir türlü deneme fırsatını bulamadığım Mage the Awakening’e karakter kağıdı yaparken bulduk kendimizi. Velhasıl kelam, tıpkı önceki yazılarımızda size tanıttığımız gibi, oyunun konseptini tam olarak algılayabilmek adına farklı kaynakları izleyip, okuyup fikir edinirken; “Neden yazı dizisine devam etmiyorum?” diye sordum. İşte buradayız…

Mage the Awakening ya da Mage the Ascension fark etmez. İçerik olarak farklılıklar gösterse de veyahut oyunun konseptinde bir takım değişiklikler olsa da, özünde Mage’in olayı aynı. Gerçekliği büküp, yeni gerçeklikler oluşturmak ve buna “büyü” adını vermek. Bu size tanıdık gelmiştir eminim. Eh buna sonra değineceğim zaten.

Açıkçası sisteme ve konsepte tamamen yabancı olduğum dönemlerde, aslında pek de büyü kullanıcılarını oynamayı sevmediğimden, biraz soğuk bakıyordum Mage’e. Eh tabi, anlatılanları ve farklı oyun anılarını duydukça, ilgim arttı ve başlangıçta düştüğüm hataya siz düşmeyin diye söylüyorum. Olayın sivri şapkalı, sakallı amcalarla uzaktan ya da yakından alakası yok. Bu yüzden D&D tecrübesiyle Wizard oynayacağına inananlar beri gelsin. Bu işin sihirli sopalarla ya da asalarla alakası yok. Büyü yapmak, nedense bana hep müzik gibi gelmiştir…

Müzik demişken, paylaşmak istediğim bir parça var ve yazıyı okurken hoşunuza gideceğine inanıyorum. Zira benim her oyun öncesi moda girmek için dinlediğim parçadır.

Constantine örnek bir Hermetic (Ascension) ya da Mysterium (Awakening). Constatine gibi olun…

İtiraf etmem gerekirse, Mage’le ilgili çok fazla kitap örneği sunamayacağım. Bunun yerine, çeşitli çizgi romanları size önerebilirim. Bunların başında; Doctor Strange, Constantine ve the Dresden Files (Kitap olarak sunabileceğim tek örnek diyebilirim.) ilk üçe girer benim için. Hem tüketmesi kolay, hem de kendi içlerinde olayları kavrayabilmek adına iyi örneklere sahipler. Bu üç farklı çizgi roman aynı zamanda tv ve sinema’da da kendine yer buldu. O bölümde daha ayrıntılı anlatabilirim sanırım.

Hazır söz Constantine’den açılmışken, Sinema ve TV bölümüne de geçmiş yapalım madem. Sinema ekranlarına Keanu Reeves ile gelen Constantine filmini hepimiz çok beğenmiştik sanırım. Tilda Swinton’ın melek yüzü, üzgün Keanu’nun umursamaz tavırları, Rachel Weisz’in masum tavırları ve Peter Stormare’in muhteşem Lucifer performansıyla beni büyülemişti film. Lakin, filmde gördüğümüz Constantine’in şeytan çıkarma mantığı neredeyse tamamen Hristiyanlıkta bilinen şeytan çıkarma ritüelleri üzerineyken, Matt Ryan’ın başrolünü oynadığı Constantine dizisi ise bizlere tam anlamıyla Mage kafasını yaşatıyor.

Gerek kullandığı Sanctum’u, gerek Cabal’ı diyebileceğimiz birkaç kişiyle bir arada girdiği polisiye olaylar, gerekse düşmanları olan büyücüleri ya da yaratıkları göz önünde bulundurduğumuzda, dizinin kendisi tam anlamıyla bizlere oyunun konseptini veriyor diyebilirim. Constantine’in yanı sıra, Papa Midnight’ın Loa tanrılarına danışarak yaptığı kanlı ritüeller, cehennemdeki kız kardeşi ve dirilttiği zombilere bakacak olursak; güzel bir Moros örneği diyebilirim. Dizide yalnızca ana karakterin değil, aynı zamanda farklı karakterlerin büyüyle içli dışlı olmaları da oyunla ilgili örnekler sunuyor, dizinin en önemli özelliği de bu.

Gel gelelim, yine yukarıda sözünü ettiğimiz Doctor Strange’e. Mage ile haşır neşir olup da, filme gittikten sonra benimle aynı tepkileri verdiğinize eminim. Zira, ne zaman; “Conjure a Weapon!” denildi, “Aha Matter!” dedim. Ne zaman vücuttan ayrılınıp sağda solda gezildi, “Aha Spirit!” 

Bunların yanı sıra, Eye of Agamotto vasıtasıyla zamanda oynama yapıldığında, “Time” Arcanasının çatır çatır işlediğini hepimiz gözlerimizle gördük öyle değil mi? Hele ki o loop sahnesine ne demeli? Oyunla ilgili bir başka örnekse, Doctor Strange’in Levitasyon Pelerini, Agamotto’nun Gözü ve pelerin sağ olsun kötü adamımız Kaecilius’u paketleyen canlandırılmış kilitler, oyundaki çeşitli Artifact’lara çok güzel örnekler diye düşünüyorum. Pek tabi, The Ancient One’ın yaptıklarına hiç girmiyorum. Filmde gördüğümüz bunca örneğin dışında, çizgi romanda kim bilir neler mevcut…

Zaten yukarıda söylediğim gibi, gerçekliğin değiştirilmesi ve bunun büyü olarak adlandırılması açısından Doctor Strange ve Mage’in aynı olduğunu söylesek, ayıp olmaz sanırım.

Yukarıda saydığım banko üçlünün sonuncusu ise; Dresden Files. Ne yalan söyleyeyim, çizgi romanına hiç bulaşmadım. Lakin dizisini baştan sonra bitirdim, hatta Mage ile tanışmadığım dönemlerde Savage Worlds’le oynatmışlığım vardır. Zira dizinin pek tatlı bir hikayesi var ki, mutlaka izlemelisin diyorum. Diziyi beğenip, ucundan bucağından daha fazlasına ulaşmak isteyenlere, İthaki Yayınlarından çıkan serinin ilk kitabı olan Fırtına Büyücüsü‘ne göz atmalarını tavsiye ederim.

Dizinin, çizgi romanın, kitabın konseptine gelirsek, kısaca özet geçeyim; Harry Dresden, Chicago’da yaşayan bir büyücü ve özel detektiftir. Açıkçası, kendisi iki farklı mesleğini harmanlayarak geçimini sağlamaktadır. Çeşitli bulma büyüleriyle insanların kaybettikleri eşyalarını bulmak, polisin çözemediği paranormal olayları büyü yardımıyla çözmek gibi işlere koşturmaktadır. Pek para kazandığı da söylenemez hani. Geçmiş dönemdeki bir akrabasının ruhunu içinde taşıyan ve ara sıra Harry’e yoldaşlık etmek üzere saklandığı kuru kafanın içinden çıkan Bob da ona yardımcı olmaktadır.

Harry’nin normal hayatta faaliyetlerini Mage sisteminde olduğu gibi insanlardan saklamak gibi bir derdi yoktur aslında. Zira insanlar, basit medyumlara ya da falcılara güvendiği ve inandığı kadar Harry Dresden’e inanmaktadırlar. Bu yüzden müşterilerinin büyük bir çoğunluğu genellikle, çaresi tükenmiş ve son bir umut olarak kapısını çalan kişilerden oluşmaktadır. Bu noktada Mage’te bulunan “Paradox” kavramını es geçebiliriz. Lakin, Harry Dresden’in insanların içerisinde dikkat çekmemek adına büyülü eşyalarını teknolojik ya da modern aletlerden seçmesiyse bana direk Mage the Awakening’teki Free Council’i hatırlatmıştır. Asa olarak hokey sopası, değnek olarak da baget kullanması epey güldürücü olduğu kadar buna benzer örnekleriyle Free Council oyuncularına ziyadesiyle güzel örnek olacaktır diye düşünüyorum.

Bu yazı, "Rol Yapma Oyunlarınıza İlham Olabilecek Eserler" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Ataberk Bozkurt

    Tool gibi Progressive Rock veya Trip-hop grupları genel olarak Mage tonunu vermekte gayet başarılı oluyor. Onları da önermeden edemeyeceğim, özellikle Tool’dan Forty-Six & 2 ve Latelarus tam uymakta.