Kahramangiller

Rol Yapma Oyunu Dosyaları – Shadowrun: 4th Edition

“20 Years of Man – Magic – Machine”

Ana kitabın 20. yıl özel baskısının arka kapağında kırmızı puntoyla vurgulanmış bu slogan, şu ana kadar gördüğüm en başarılı Shadowrun özetidir. Zira 1989’dan beri büyü, teknoloji ve insanlık Shadowrun’da birleşmekte.

Bu fikri ilk pazarlayıp satabilen firma Battletech ve Star Trek RPG sistemleriyle tanınan FASA. 80’lerdeki Cyberpunk furyasına biz de katılalım diyen FASA, “Bir farkımız olsun” diyerek cyberpunk içine fantastik öğeler eklemeye karar verdi. Fikir tutmuş olacak ki; firma 2001’de kepenkleri indirmesine rağmen hala Shadowrun kitapları basılmakta.

Bu 20 yıllık geçmiş, aynı zamanda Shadowrun’ın kötü yanı. Shadowrun kendine özgü sistemi ve hikayesi olan bir rol yapma oyunu. Sistem problem değil, alın size yeni edition deyip birikmiş bilgilerin külfetinden kurtulmak mümkün. Ama genel Shadowrun hikayesi 20 yıldır bir yığın insan tarafından yazıla yazıla birikmiş bir canavar. Bu yüzden hikayesi fazlasıyla geniş, yer yer tutarsız ve kalitesi “Çok iyi!”den “Bunu nasıl yazdınız?” arasında gidip geliyor.

shadowrun-1

4th Edition itibariyle hikayemiz 2072 yılında cereyan etmekte. Öncelikle bizi yozlaşmış bir toplum karşılıyor. İnsanların en büyük dertleri artık kendi içlerinde birer devlete dönüşmüş şirketlerden birine kapağı atmak ve kazandığı 3-5 kuruşla tüketim çılgınlığında yerini almak. Nasıl gözüktüğünüz aslen kim olduğunuzdan bile daha önemli. Gerçek dünyayı tercih etmeyenler için ise sanal dünya istenilen her türlü kaçışı temin etmekte. Sosyal basamakların daha altlarında ise insanlık dışı koşullarda çalışan ve tatlandırılmış soya fasulyesiyle beslenenler yatmakta. Karanlık sokaklarda dönen olaylardan ise müessesemiz mesuliyet kabul etmemektedir!

Peki en önemli kural nedir? Para konuşur! Cyberpunk etkisiyle karşılaştırıldığında fantastik öğelerin etkisi oldukça az. Dünya nüfusunun çoğunluğunu hala insanlar oluşturmakta. Diğer ırklar (elfler, dwarflar, orklar ve koç boynuzlu dev olarak çizilmiş troller) büyü etkisiyle değişmiş insanlardan oluştuğundan sosyal olarak ekstra ön yargıdan başka bir şey katmıyor. Efsanevi yaratıklardan bir tek ejderhalar insanlığın üzerinde gözle görülür bir etkiye sahip. Her ne kadar sayıları iki elin parmak sayısından az olsa da büyük, kurnaz ve delicesine zengin olmak bu dünyada (oyuncularla muhattap olmayacak derecede) istediğiniz türden etkiyi yaratmanızı sağlıyor.

Büyü doğuştan gelen bir yetenek ve oldukça ender. Eğitimi ise kolay değil. Yani her köşe başında bir büyücüyle karşılaşmayacaksınız. Büyü hakkında da hatırı sayılır bilgi birikimi oluşmasına rağmen bilinmeyenler oldukça fazla. Büyünün enderliğinden ve bilgi kirliliğinden dolayı sokaktaki insanın konu hakkında neredeyse hiçbir fikri yok. Bu yüzden bazıları büyüye hayran kalırken büyük çoğunluk büyüden korkmakta ve ona göre tepki göstermekte.

shadowrun-2

Karakterlerin oyundaki rolü ise genelde karanlık sokaklarda olup bitenlerle ilgili. Birilerinin bulaşmak istemedikleri pis işleri oldukları zaman bir aracıyla karakterlere ulaşıyorlar. Karakterler de genelde becerikli ama ağzı kokan insanlar oldukları için verilen işi kabul ediyor. Oyun terminolojisinde bahsi geçen işe “shadowrun”, bu işi yapan adamlara da “shadowrunner” deniyor. Tabii sistem size bunu zorlamıyor. Paralı askerden çok daha farklı karakter konseptleri yaratmak mümkün. Sadece reklamını yapmıyorlar.

Günümüzden 2072’ye nasıl gelindiğini anlatan bir hikaye mevcut. Çok da matah bulmadığımdan burada anlatmaya gerek görmedim. Göz gezdirmek isteyenler Wikipedia’dan “shadowrun timeline” diye aratabilirler.

Bu yazı, "Rol Yapma Oyunu Dosyaları" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar

  • Yazarımızın ellerine sağlık. Güzel yazmış ama birkaç detay eklemeden geçemedim, shadowrunnerlar şirketlerin extraterritoriality yetkilerine sahip olduğu bir dönemde çalışan arkadaşlar. Bu böyle alengirli görünse bir örnekle açıklayayım, bu evrende şirketler devletler gibi arkadaşlar. Yani sen gidip Saader Krupp’un arkolojisinde yakalanırsan, bu arkoloji sözgelimi İspanya’da olsun, seni İspanya polisine havale etmiyor, kendi kanunlarına göre müdahale ediyor. Bu da pek zaman kafa arkasından 9 mm şahitliğinde, yargıç Beretta tarafından, savcı barakaların arkası tarafından kurşun zehirlenmesi ile ölmek oluyor.

    Şimdi olay şu, niye shadowrunnerlara ihtiyaç var? Şirketler biraz fazla güçlü olduklarından ötürü kendi aralarında açık açık savaşmak yerine (karşılıklı garantili imha – mutually assured destruction sağolsun ortada ne bir dünya kalır, ne de bir şirket) kendi aralarındaki minik ufak sürtüşme, endüstriyel espiyonal, gayriresmi eleman alıp verme gibi şeyleri bu arkadaşlara yaptırtıyorlar. ve bu arkadaşların sistemde (ne şirketlerin ne de devletlerin sistemlerinde yani, SINless deniliyor (SIN- Social Identification Number, Bizim tc kimlik no’nun global hali) herhangi bir kaydı kuydu olmadığı için hiç bir hakları yok ve dolayısıyla reddedilebilir kaynak (deniable asset) haldeler. Yani diyelim ki gittiniz, Ares Macrotechnology’den bir mühendisi kaçıracaksınız Aztechnology adına, ve diyelim ki yakalandınız. Aztechnology dediniz diyelim ki, yani “bizi onlar gönderdi ebe öbö” falan diye bıkladınız, Aztech gayet “Yoo ne alakası var lan? Kim ki onlar biz bilmiyoruz bile.” deyip işin içinden tereyağından kıl çekercesine sıyrılır. Ki genelde Shadowrunnerlar aslında kimin için çalıştıklarını bile bilmezler. Mr. Johnson adı verilen (ki genel adları budur, bir nevi sıfat gibi bir şey haline gelmiş) adamlardan aldıkları görevleri (ki genel olarak “Merhaba paralı asker insanı. Benim sorunum ve saçmak istediğim bir sürü param var” tavrı vardır) yerine getirirken genelde bir büyük şirketin paravanının paravanının paravanının paravanının adı verilir. Çok ama çok nadiren büyük bir şirket gelip size “Selam, biz Saader Krupp’tan geliyoruz, Lofwyr sizin performansınızdan çoğetkilendi” diyerek görev verir. Ki zaten böyle görev alıyorsanız arkanıza bakmadan kaçın. Alınabilecek risk var, alınamayacak risk var şimdi kardeşim, koskoca dragon sizin adınızı biliyorsa çok hayırlı şeyler olmuyor akabinde. Ana ilkelerden birisi zaten “Never deal with a dragon”. Ki acayip doğru, inanmayanlar bu iblisl… şey… bu güzel, bilge ve ulu arkadaşlar arasında en şeker pembesi olan rahmetli Dunkelzahn’ın vasiyetine şöyle bir göz gezdirebilirler.

    Velhasıl, biraz uzuncama oldu affedin, güzel settingdir. Bilgisayar oyunlarına ilginiz varsa size önerim… ya şöyle söyleyeyim oyunların hepsi güzel ama Dragonfall daha bir güzel. Shadowrun Returns ve Hong Kong ise benim çok tutmadığım oyunlar. Hong Kong’u bitirdikten sonra (mesela) grup üyeleri ile konuşup spesifik quest aldığımızı öğrendiğimi bilirim. Çünkü karakterleri (rus robotikçi amca hariç) hiç sevemedim arkadaş. Ama Dragonfall… Eiger karşimle beraber millete sniper tattırmanın tadı hiç bir oyunda yok arkadaşım ya. Shaman punkrock solisti mi ararsın, plot twistli geçmişi olan full cybered street samurai mi ararsın… var oğlu var. Güzel oyun o. Yani illa bir oyun, sadece bir adet yani, alacaksanız Dragonfall alın. Diğerlerini indirimde paket maket vs. şeklinde de alıp oynayabilirsiniz, çok etkileyici değiller zannımca.

    İyi okumalar!