Kahramangiller

007 James Bond: Spectre – Tanrı, Kraliçe ve İngiltere Adına!

Dün gece bir çılgınlık yapıp insan içine karışayım ve yaklaşık üç senedir beklediğim Spectre için sinemaya gideyim dedim. Ben James Bond serisini çok ciddiye alan bir insan evladı değildim, ta ki seri kendini 2005 yılında Daniel Craig ile ciddiye alana kadar. Sonrasında gelen dört filmi takibe aldım ve gelmiş geçmiş en iyi Bond’un ne Brosnan ne de Connery’nin değil Daniel Craig’in olduğuna inanıp serinin hayranı oldum. Ben normalde sinemaya gitmeyi sevmem. Zira kendini evinde sanıp yüksek sesle konuşanlar, kafe rahatlığında telefonu ile oynayanlar falan filan derken ya ağız yüz patlatacak ya da kendi ağız yüzümü patlattıracağım için hiç o topa girmiyorum, 27 inçlik monitörümde izliyorum filmleri; bir de güzel kulaklık ayarladım kendime mutluyum yani! Neyse işte dün gece böyle bir çılgınlık yapayım nihayetinde Sam ve Daniel bu manyaklığa değer dedim. Vallahi de değdi. İncelemeyi Spectre’nin Soundtrack’i Sam Smith – Writing’s on the Wall dinleyerek okuyunuz!

Sam Smith - Writing's On The Wall (from Spectre)

Lakin filmle alakalı SPOILER‘lar mevcut. Dikkat ediniz!

Festival of the Dead

SPECTRE çok şık bir festival sekansı ile selamlıyor seyirciyi. Tabii aranızda ki bu yazıyı okuyan dinozorlar “Festival of the Dead”i görünce benim gibi serbest çağrışım sayesinde VoD:BL’ye kaydırdı aklını değil mi?

bond1

Çok şık bir abi ve ablamız festivalin ölümcül(!) derecede tadını çıkarırken azıcık da aşk yapmaya karar verip bir otel odasına seğirtiyorlar. Karamanın koyunu sonradan çıkıyor oyunu; karizmatik abi Bond’dan başkası değil. Bondların arasındaki en fevri ve en karizmatik Bond’umuz kendine ferman buyurup Meksika’ya gelmiş ve burada av peşine düşmüş. Festival sekansından sonra Daniel Craig’in Kıvanç Tatlıtuğ’u kıskandıracak karizması ile çatıda dar kesim takımı ile süzülüşünü izliyoruz ve aksiyon başlıyor. Diğer üç filmde de olduğu gibi muazzam bir kaos ve aksiyon ile açılış yapıyor Spectre.

Dikkat buradan sonra ilk üç filmi izlemeyenler için minör derecede spoiler vardır.

Sonrasında Bond İngiltere’ye dönüp yeni M Mallory’nin önüne çıkıp pervasızlığı için bir güzel fırça yedikten sonra öğreniyoruz ki; gittiği görev Skyfall’da ve diğer bütün modern serilerde Judi Dench’in canlandırdığı malulen(!) emekli olmuş bir önceki M’in son isteği ve Spectre denilen örgütün çarşaf gibi serilmesinde rol oynayacak ilk sökük.

Yorumlar

  • F1ilyoF1

    Aslında filmlerin kısa olması hep beni sıkan bir gerçek. Bu tam kıvamındaydı. Birde Hobbit 3 bak yani. Herşey o kadar darmadağın işlenmişti ki aldığı not bile fazlaydı bence. Film uzun olması kitap okur gibi sahnelerin uzun olması bence her zaman daha iyi olmuştur. O yüzden benden tam not filme. Sonuçta dizi lerin kısa olması lazım. Son olarak katılıyorum film tek kötü noktası su tabancasıyla , hemde teknede birde hareket halinde helekopteri düşürme olayı biraz abartı olmuş. Birde unutmadan 007 serisi biraz fazla reklam kokuyor genelde. Halbuki biraz daha Mission İmpossible gibi ( özellikle sonuncusu ) olsa bence daha iyi olur. Herşeyi bu adam halledecekmiş gibi sanki ölümsüz gibi gösterilmesi diğerine oranla biraz daha marka imajı taşıyor. Aynı Ironman ve Batman arasındaki fark gibi bence. Tabi sadece bence.