Kahramangiller

12 Angry Men 1957: Şüphe Üzerine

Reginald Rose’un aynı adlı oyunundan uyarlanan ve başrolünde usta aktör Henry Fonda’nın yer aldığı 1957 yapımı 12 Angry Men filmi ABD’li yönetmen Sidney Lumet’in ilk filmidir. Filmin konusu esas olarak, duruşmada bir jüri üyesinin diğer on bir jüri üyesini şüphelinin suçsuz olduğu konusunda, eldekilerin kanıt değil şüphe olduğu yönünde ikna etme çabaları hakkındadır. Yapıt, yalnızca tek mekanda geçen senaryosuna rağmen sinema eleştirmenlerince tüm zamanların en iyi filmleri arasında gösterilmektedir. Bundan sonra yönetmen Köpeklerin Günü (1975) ve Şebeke (1976) gibi çok başarılı işlere imza atmış olsa da hiçbir zaman için kariyerindeki ilk yapıtının seviyesine ulaşamamıştır. Filmin sonundaki tanışma sahnesine kadar izleyici jüri üyelerinden hiçbirinin adını duymaz, bunun da sebebi konunun kişiler üzerinden değil karakter tipleri üzerinden ilerlemesidir. Yani bizim yapıtta gördüğümüz, tüm bakış açılarıyla ete kemiğe bürünmüş bir toplumun kendi içinde karar verme sancılarıdır.

Ön yargılarınızdan Kurtulun

Filmin başında hâkim dâhil tüm karakterleri müthiş bir bıkkınlık içerisinde görürüz. Uğraşları, işleri ve hatta o akşamki maç biletleri bile verecekleri karardan çok daha mühim herkes için. Bunun yalnızca iki istisnası vardır; birincisi sekizinci jüri Davis, ikincisi de yüzünde endişe yüklü bakışları ile sanık çocuk. İşin özünde Davis ‘in de dikkat çekmeye çalıştığı nokta tam da “Bu Önemli Bir Karar!” olgusudur. Bazen hayat sizi, sizin için önemli olmayan ancak birileri için belki de hayatın tam da kendisi olan kararlar vermek durumunda bırakabilir. Bir iş görüşmesinde görüşmeyi gerçekleştiren olabilirsiniz, bir sınavda öğretmen, esir karşısında galip, borçlu karşısında alacaklı ya da falına bakılan karşısında niyet tavşanı bile olabilirisiniz. Buradaki asıl konu gerçekten de bir tavşan değilseniz, sizin için çok da ehemmiyeti olmadan vereceğiniz kararın karşınızdaki insan için dünyalara bedel olduğunun bilincinde olmanızdır. Özellikle de bu kontrast farkı bir insanın hayatı kadar açık ise, geri dönüşü olmayan hiçbir kararı kesinlikle emin olmadan vermek mümkün olmamalıdır. Yoksa evet, Davis de yüksek ihtimalle çocuğun suçlu olduğunu birçok yerde dile getirir. Ancak bunun yanında iki şeyi özellikle belirtmekten geri durmaz;

Birincisi, gerçekten suçlu ise bile bir insanın hayatının sona ermesine oturulup tartışılmadan karar verilemez.

İkincisi ise tamamen emin olamadığınız sebeplerden neticesi emin olduğunuz sonuçlar çıkartamazsınız. Çıkartıyorsanız, sebebi önyargılarınızdır.

Filmin içerisinde geçmişle yüzleşme, başkalarına ait olan kini bir masumdan çıkarmaya çalışma, toplumsal vicdan gibi birçok alt konu işlenmesine rağmen asıl üzerinde durulması gereken şey her zaman olduğu gibi insan hayatının kıymetidir.

Bazı yapıtlar vardır size hayat ile ilgili birçok şey öğretir. Hayatın içinde olan siz, kurmaca olan onlardır, ancak bu kurmaca size aynı anda birden çok pencereden nasıl bakabileceğinizi de gösterebilir. 12 Kızgın Adam tam da bu zenginliğin içerisinde yoğrulmuş yalnızca bir odada geçen ancak günümüz insanını 12 farklı pencereden birden çok defa seyrettiren bir eser. Genel anlamda üzerinde durduğu bir konu olmasıyla birlikte farklı karakter motivasyonlarını usta işi canlandırmalar ile bize benimsetebiliyor. Öyle ki kim konuşursa konuşsun evet bu haklı diyor ve bunu 12 farklı defa yapıyorsunuz.

Eserde yazının başında da belirttiğimiz gibi senaryoya katkısı olmayan son sahneye kadar kimse kimseye adı ile hitap etmez ve ya böyle bir diyalog geçmez. Jüri üyeleri diğerlerine işinden, geçmişinden ve ya öylece hava durumundan bile bahseder ama adından bahsetmez. Bunun sebebi yazarın kişileri birey olarak görmekten çok her birini toplumun bir yüzü olarak görmemizi istemesidir. Bunlar olup bitenleri umursamayanlar, duyarlı ve dikkatli daha tecrübeli olanlar, kendinden emin olmayan çekingen insanlar, geçmişi dolayısıyla hıncını önündekilerden çıkaranlar, toplumun alt kademesinden gelmesine rağmen topluma ayak uydurmaya çalışanlar sorumluluk alıp işini layıkıyla yapmaya çalışanlar, her şeyi yalnızca mantık ile açıklayıp vicdanına kesinlikle yer bırakmayanlar, tamamen nefret motivasyonuyla önyargıya sahip olanlar ve vicdanının sesine kulak verip insani değerlerine sahip çıkanlar şeklinde özetlememiz de mümkün. Film aslında bu nefret önyargısına sahip onuncu jüri ile vicdanını ön planda tutan sekizinci jürinin temsil ettiği iki zıt kutup arasında geçiyor diyebiliriz. Filmin net olarak kırılma noktasını da bu nefret olgusuna toplumun her kesiminin sırtını döndüğü onuncu jürinin tiradı olarak göstermemiz sanıyorum ki yanlış olmayacaktır.

Filmin güçlü yanlarından biri de konunun yalnızca nefret ve vicdan gibi soyut kavramlar arasında geçmesi değil, adeta bir dedektif filmi gibi kanıtların mantık çerçevesinde çarpışmasıdır. Tamamen mantık çerçevesinde kararlar veren dört numaralı jüri o kadar soğukkanlıdır ki bunaltıcı havadan herkes bunalırken kendisi ceketini çıkarma ihtiyacı bile duymaz ve hatta “Sen hiç terlemez misin?” diye soran bir diğer jüri üyesine yorum bile yapma zahmetine girmeden “hayır, terlemem.” Diyerek net bir cevap verir. Burada hiç şüphesiz yazar, bize bu karakterin insani noktalardan bir hayli uzak adeta bir makineymişçesine karar verdiğini anlatmak ister. Ancak tüm kanıtlar yaşlı ve tecrübeli jürinin yardımıyla vicdanı temsil eden sekiz numaralı jüri tarafından çürütüldüğünde biz, fikrini değiştirmeden hemen önce, kadrajda bu karakterin alnından süzülen ter damlasını görürüz. Bu da hiç şüphesiz ki tüm sert, matematiksel ve duygusuz duruşların dahi bir noktada vicdanın karşısında parçalanarak döküldüğünün temsili niteliğindedir.

Yapıt, esasen bir tiyatro oyunu olması sebebiyle defalarca ve farklı ülkelerde sahnelenmiştir. Ancak bunları hariç tutarsak eser 1991 yılında Japonya’da “Juninin no Yasashii Nihonjin”, 1987 yılında Hindistan’da “Ek Ruka Hua Faisla”, 2007 yılında Rusya’da “12”, 2015 yılında Çin’de “12 Citizens”  adlarıyla ve hatta yine ABD’de aynı adla 1997 yılında Metro Goldwyn Mayer tarafından bir televizyon projesi olarak tekrar çekilmiştir. Ve hatta popüler kültürde yer alan “Family Guy” gibi yetişkinlere yönelik animasyonlarda bile bu konunun parodi sayılabilecek noktalarının yer alması hiç kuşkusuz eserin ne kadar geniş bir yelpazede etkili olduğunun mükemmel bir kanıtıdır. Elbette bu kadar çok yeniden çevrim ve uyarlamasının olmasında hiç şüphesiz ki tek bir mekanda geçen masrafsız sayabileceğimiz bir prodüksiyona sahip olması da etkilidir.

Bu eseri sevmenin bir film türünden hoşlanmak ile hiçbir bağı yoktur. İster bilimkurgu, ister animasyon ister savaş filmlerinden hoşlanın, bu filmi her halükarda seveceğiniz kesindir. Çünkü belki de tanıyıp tanıyabileceğiniz herkesi bu kadar içine dahil eden başka bir film ile karşılaşmanız belki de bir daha hiç mümkün olmayabilir. Kendinize şunu sorun;

Size hiç görmediğiniz bir bıçağın benzerinin olamayacağına dair fikri veren önyargıdan başka ne olabilir?

Bu yazı, "Ünlü Yönetmenlerden Sinema Klasikleri" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar