Batman v Superman : Adaletin Şafağı Geldi de, Mantığın Şafağına Daha Var Gibi

Önce klasik uyarımı veriyorum : Yazı Dawn of Justice başta olmak üzere bir çok süper kahraman filmi hakkında SPOILER!!! içermektedir.  

Yönetmen Tamam da, Senaristin Hiç mi Suçu Yok?

Öncelikle, Snyder çok büyük risk aldı. Çizgi roman karakterlerinden ve yayımlanmış en ünlü çizgi romanlardan yola çıkan bir filmi, çizgi roman stiliyle çekmesi şöyle dursun, işin içine yaşadığı ülkenin politik sıkıntılarını, günümüz dünyasının genel buhranlarını soktu ve hepsinin üstüne dini sembolleri de getirerek yarattığı felsefi alt metinle (aslında alt metin demem bile doğru değil, altta kalmadı pek), filmi iyice karanlık ve zor anlaşılır bir hale getirdi. Tabii ismine aldanıp da bol esprili bir aksiyon filmi bekleyen kitle başta olmak üzere herkes onu topa tuttu. Topa tutanların en önünde gidenler, “Bu filmde düzgün senaryo yok!”  diyorlar. Şimdi düzgün senaryo yok demeyelim. Alıştığımız gibi bir anlatım yok diyelim.

Herkes Snyder’ı günah keçisi yapmışken, en önemli iki isim gözden kaçmış durumda. Bunlar, senaristler Chris Terrio ve David Goyer. Terrio bu işte yeni. Şu ana kadar senaryosunu bir başına yazdığı tek film 2012’de Ben Affleck’in yönettiği Argo. Goyer, ondan çok daha tecrübeli bir isim. Dawn of Justice’e saydıran kitlenin baş tacı ettiği Nolan’ın Batman üçlemesini de o yazdı. Ama diğer yandan, ilk bölümleri insanı resmen inleten Da Vinci’s Demons ve Constantine’i de. Da Vinci’s Demons yazımda söylediğim gibi, bu adam işi rezil de edebiliyor, vezir de. Peki bu ne demek? Yaratıcı sektörlerde bu, genellikle şu anlama gelir; yaptığın işin kalitesi kiminle çalıştığına göre değişiyordur. Goyer, dizilerinden anlayacağımız üzere hikaye anlatımına başlamak konusunda hayli sıkıntıları olan bir senarist.

bvs_19

Henry Cavill ve David Goyer.

Goyer’in bu filmdeki -bence- tek ve en büyük suçu; Batman V Superman’i, Man of Steel’e son derece zayıf bir şekilde bağlamış olmak. Orada Zod’la Kal-El birbirine girmiş, binalar yıkılırken Jack salak mıydı ki, koskoca binayı boşaltmak için Bruce Wayne’nin talimatını beklemişti? Orada en iyisinden güvenlik ekibi yok muydu, anında devreye girmemişti? Koskoca Bruce Wayne, iki uzaylı savaşırken köprü trafiğinde sunuma geç kalmış kobi çalışanı Mustafa Bey gibi aciz kalacak ve sadece iki kişiyi kurtaracaktı, ha? Yahu bizim Nasuh Mahruki on kat daha iyisini başarırdı. Bence o hengamede Batman’in üzerine bina yıkarak insanları kurtarmasını engellemek, Bruce Wayne’nin kinini çok daha iyi açıklardı. Goyer’in attığı bu zayıf temel, ne yazık ki filmin en vurucu sahnelerini bile gölgeliyor. En azından pek çok kişi için gölgelemiş. Çünkü insanlar özellikle son 20 yılda “what you see is what you get” mantığına iyice alıştırıldıkları için alt duygusal metinleri ya fark etmiyor, söylendiğinde dahi ilgilenmiyorlar. Batman’in Superman’e kudurmuş gibi saldırması için bir erkeğin en berbat zamanı olan andropoz ve bununla gelen Kronos sendromu bile onlar için yeterli mazeret değil. Hem de Jeremy Irons açıkladığı halde. Jeremy Irons’un favori Alfred’im olduğunu söylememe gerek var mı?

Ben Affleck'in şu bakışı, o çiğ girişi affettirdi aslında...

Ben Affleck’in şu bakışı, o çiğ girişi affettirdi aslında…

Filmde senaryo tabii ki var. Dünyanın en iyi senaryosu olduğunu ben de düşünmüyorum, ama kendi içinde tutarlı olduğunu inkar edemem. Daha çok, şahane çizgi roman sahnelerini bağlamak için hoyratça oluşturulmuş gibi. Aslında çizgi roman anlatımına alışık olanlar için bu sorun değil. Ama Nolan’ın anlatım tekniklerinden sonra insanlar kıyaslıyor, üstelik elmayla armut olduğunu da umursamıyorlar. Seyirci olarak dahi gözlemleyebildiğim kadarıyla film edit kısmı çok sıkıntılı ve bu bazı yerlerde kurguya, bazı yerlerde tempoya yansımış. Bu durum da yardımcı olmuyor. Ama bu sanıldığının aksine hata filan değil. Gayet bilinçli tercihler. Snyder sinemada klasik hikaye anlatımıyla işi olmadığını tüm dünyaya haykırmış özetle. Benim bu şikayetimi affetmem kısa sürdü, çünkü film hemen başka sahnelerle bombardımana başladığı için dikkatim o yöne gitti. Çok da güzel sahneler olduğu için, altı yeni yapılmış bebek gibi keyifle izlemeye başladım. Ama seyirci olarak tarafsız bakarsam, bu daldan dala atlama filmi hem yüceltiyor, hem sabote ediyor. Dawn of Justice arka arkaya güçlü sahnelerle pek çok duyguyu yaşatıyor ve sizi yavaş yavaş karanlığa gömüyor. Ama bu pek çok kişi için takibi zorlaştırmış vaziyette. Biraz araştırırsanız, eleştirilerde dikkatsizlik yüzünden sorgulanmış çok nokta göreceksiniz.

Pek çok insan, filmin ismi manipulatif şekilde Batman v Superman yapıldığı için kızgın. Buna da katılmıyorum. Filmin adı sadece bu değil ki. Batman v Superman: Adaletin Şafağı. İki alfanın savaşarak arkadaş olmasından sonra umudun belirişi. Kızgın olunan bir başka konu da, fragmanların filmle ilgili bir sürü sürprizi berbat etmesiydi. Bakın ona bir şey diyemem, ben de kızgınım ama en azından şunu söyleyebilirim ki Terminator: The Genisys’ten daha kötü bir şey yapmadı bence.

Montajdaki malzeme fazlalığından kaynaklanan sıkıntılar dışında film gayet güzel. Ama buna zaman karar verir, ben değil. Yine de filmin 3d kısmını övmem gerek, gördüğüm pek çok muadilinden daha çok beğendim. Renklerse korkunçtu, ama bu sinemanın kötülüğü, filmin suçu yok. Ben Cinemaximum ve Afşar’da izledim, sağlıklı değerlendirme için mutlaka iMax lazım.

Şimdi karakterler aracılığıyla hem onların işlenişinden, hem de filmin genel akışından söz etmeye çalışacağım.

Yorumlar