Batman v Superman : Adaletin Şafağı Geldi de, Mantığın Şafağına Daha Var Gibi

Superman

“-Onu görmedim, Lois. Görmedim, çünkü bakmıyordum. Superman hiçbir zaman gerçek olmadı. O, Kansas’lı bir çiftçinin hayaliydi sadece.
-Clark, bir sürü insanın umudusun, senin sayende hayata tutunuyorlar. (Göğsündeki S sembolüne işaret ederek) Bunun bir anlamı var.”

-Geldiğim dünyada vardı. Orası artık yok.

Hayır, burada Krypton’dan bahsetmiyor. Altın Çağ’da kalmış, artık olmayan dünyadan bahsediyor. Günaydın, Smallville. Amerikan vicdanı öleli çok oldu. Dünyanın vicdanı öleli çok oldu. Onu şirketler öldürdü. Ve bu noktada, en ama en anlamsız bulduğum söylem devreye giriyor; “Superman filmde gülümsemiyor!”

Perry boşuna mı “1938’den bu yana çok şey değişti?” diyor? Bu film 1978’de çekilmedi. Amerikan rüyası yalan çıktı. Kimse ne birbirini, ne de Superman’i seviyor. Henry Cavill Christopher Reeve değil. Sizce onun Superman’i böyle bir ortamda gülümseyebilir miydi? Egosu reklamlarla özenle beslenmiş ve “En mükemmel sizsiniz!” yalanına inanmış insanoğlu bir bakıyor ki, gökten gerçek anlamda üstün biri düşüyor. Günümüz insanı Superman’i sever mi, yoksa ondan korkar ve onu kıskanır mı? Daha iki masa ötesindeki iş arkadaşına mobbing yaparken? Hele de onun yüzünden binlerce insan ölmüşken? Man of Steel’de bu da çok eleştirilmişti mesela. “Superman nasıl insanları korumaz?” Çünkü Kingdom Come ve Injustice sonrası bir çağda, Snyder işe farklı bir açıdan bakmak istiyordu. En doğru bakış olduğunu iddia etmiyorum, başkaları tercih etmeyebilir, ama tutarsız dersek de haksızlık olur. Şimdi sorarım size, Superman o kadar insanın ölümüne neden olduğunu bile bile dünyalılara nasıl gülümsesin? Donald Trump mı o? Yoksa Barack Obama mı sandınız? Bu devirde, hepimiz birbirimizin pisliğinin bu kadar dibini görmüşken içtenlikle gülümseyebilen biri, size bir şey satmaya çalışıyordur. Superman hiçbir şey satmaya çalışmıyor. Nokta.

bvs_6

Günümüzdeki bir Superman, gülümsemeye ancak bu kadar yaklaşabilir.

Tabii bir notum olacak. Gülümsediği tek sahne, genç bir kızı kurtarmaya çalıştıktan sonra insanların minnettarlık ve inanmazlıkla ona dokundukları an. O da yarım, acı bir gülümseme. Ben Affleck küçük kıza sarılırken gökyüzüne baktığı yerde ne kadar iyi oynamışsa, Henry Cavill de o kadar iyi oynamış. Açıkçası kendisini Tudors’tan beri takip ederim. Jonathan Rhys Meyers’ın yanında ışıldıyordu da, Superman kostümünün içinde mi ışıldamayacaktı? Superman, sırf insanların umudu olmak için ici acısa da gülümseyen general gibi olacak mı? Flash‘ın uyarısıyla gelen Injustice temalı alternatif gelecek sahnesi pek öyle söylemiyor.

Clark’ın derdi, hepimizin yaşamış olduğu bir ikilemdir. Değer verdiğiniz kişilerle işler umduğunuz gibi yürümediğinde belki çoğunuz şu cümleyi kurmuşsunuzdur, “Artık iyi insan olmayacağım ya. Artık bıktım.”  Çok azımız bunu başarabilir. Daha iyi bir insan olmayı/olmamayı değil, bir daha değer vermemeyi. Ama böyle bir durumda, “çok az” bile çoktur. Çoğu zaman bizi kıranları görürüz ama kendi kırdıklarımızı görmeyiz. Hatta dönüp arkamıza bile bakmayız. Ama Superman’i Superman yapan şey budur işte; o değer verir. İnsanlar gibi umursamaz değildir. O hepimizi duyabilir. Bu da bizi İsa olgusuna getiriyor ki, onu bir sonraki sayfada açıklayacağım. Önce Superman’in karakterine dair söylemek istediğim bir iki şey daha var.

Süper kahramanlar arasında aidiyet sorununu en zorlu yaşayan kişi Kal-El’dir. Çünkü son Krypton’ludur. Adamın geri dönebileceği bir yer yoktur. Bu nedenle, bütün o güçlerine rağmen, onaylanma isteği çok fazladır. Bu özelliği nedeniyle, arkadaşlarına sırtını dönüp devletin köpeği olması The Dark Knight Returns‘de anlatılmıştır (Animasyonun linkini verdim ama bence Frank Miller’ın çizgi romanını okuyun, o daha güzel). Batman v Superman’in kurgusu, özellkle Bruce Wayne’nin psikolojisi ve bire bir alınmış sahnelere kadar The Dark Knight Returns’e çok fazla gönderme içeriyor. Ama Superman’in kişiliğini şu sahne çok iyi aktarır.

İşte bu. Bu kadar ağır bir laf yemesine ve hezimete rağmen, “Bruce… kalbin!” diyebilmesi. Doomsday’le Lex’in arasına hiç tereddütsüz girmesi gibi, bütün o yaptıklarına rağmen. Şu filmin Superman’i anlatmadığını düşünüyorsanız, ne olur bir daha düşünün.

Benim keyfimi kaçıran tek nokta, Death of Superman’in sonunda, insanlığın korkunç gerçeğini anlatan o cenazenin animasyon evrenindeki gibi yapılışının tercih edilmesiydi. Death of Superman’in sonunda Kent ailesi değil Clark’ın naaşını almak, şehre bile giremiyorlardı, birbirlerine sarılarak oğullarını uğurluyorlardı. Lois ile sadece telefonda konuşabiliyorlardı. Ağlamıştım okurken. Ama tabii ki Snyder, Batman’e yaptırdığı o umut dolu konuşmanın ardından bu kadar acıklı sahneleri koyamazdı. Bir de, hem Bruce hem de Diana’nın olduğu bir ortamda tabii ki o naaş devlete kalmazdı.

Bir sürü insan, “Clark Kent hala mı gözlükle kendini saklıyor?” demiş. Açıkçası bunu ben de sormuştum. Henry Cavill, “Bakalım kim beni tanıyacak?” diye bir deney yapmış. Gözlükleri takıp Times Square’de dolaşmış. “Beni sadece iki kişi durdurdu,” diyor ve tanıdıkları için değil. Hayli komik, şuradan izleyebilirsiniz.

Yorumlar