Batman v Superman : Adaletin Şafağı Geldi de, Mantığın Şafağına Daha Var Gibi

Lex Luthor

“Bilgi güçtür. Bende bilgi var, ama….ama…”

Snyder’ın en çok değiştirdiği, en fazla risk aldığı ve en özgün şekilde değiştirdiği karaktere geldik. Lex niye genç? Çünkü dünya yeni nesil suçlulara sahip oldu bile. Bugün bir süper kahraman filmi dünyayı ele geçirmek isteyen kalburüstü iş adamı figürünü kullanırsa, bayat iş yapmış olur. Çünkü ele geçirdiler zaten. Sırada onların sorunlu çocukları var.

Herkesin gözünden kaçan bir şey var. Superman tamam, orijin hikayesi Man of Steel ile anlatıldı. Batman’inki ise,  filmin başındaki bir kaç dakika ile. Bunun bir devam ve geçiş filmi olduğu söylendi. Ama bu, aynı zamanda Lex Luthor’un orijin hikayesi. Çünkü bildiğimiz haline filmin sonunda geliyor.

Filmde Lex’in gerçekten zırdelilerden aşağı kalmadığı sahneler var ve bu insanlara çok dokunmuş, gereksiz bulunmuş. Evet, ama bu delilik ne zamandan itibaren kendini gösteriyor? Buna kimse değinmemiş. Lex, filmin başlarında çalışanlarıyla tam Google tarzı basketbol oynayan gayet şirin ve yakışıklı bir delikanlı olarak çıkıyor karşımıza. Dünyanın iyiliği için çalıştığını söyleyen zeki bir genç adam. Zod’un cesedini alırken ifadesi, pek çoğumuzun sevdiğimiz film serilerinin genişletilmiş özel paketleri kargoyla geldiğinde oluşandan daha kırık değil. Ama iplerin koptuğu an, Senatör’ün “Sana verdiği izni bloke ediyorum,” demesi. Ne zaman ki istediğini alamayacağı ortaya çıkıyor, oradan itibaren sıyırmaya başlıyor. Benzerini hepimiz görmüşüzdür, oyuncakçı dükkanlarında kendilerini ağlayarak yerden yere atan çocuklar vardır. Lex, “Kapitalist ve tatminsiz bir Y jenerasyonu çocuğunun eline güç verilseydi, ne olurdu?” sorusunun cevabı. Pis işlerini bir Rus’a yaptırmasına ise hiç girmiyorum.

bvs_2

“The Red Capes are coming! The Red Capes are coming!” repliği, gelen deliliği simgeliyor. Bu delilik, resepsiyon konuşmasında çok ince bir detayla tavan yapıyor. Lex konuşmaya yine şirin başlıyor. Ne zaman ki, “Bilgi güçtür. Bende bilgi var, ama…” bunun devamı, kendi zihninde “Benim gücüm yok. Onun var!” şeklinde devam ettiği için, sinir bozukluğunu gizleyemeyecek hale geliyor. Benim beğenmem için yetti de arttı bu. Karşımızda sadece bir süper suçlu yok. Aksine, çok derin ve gerçekçi bir karakter var. Bazılarının izlemeyi zor buluş nedenini anlayabiliyorum. Fazla gerçek, fazla çirkin. Tıpkı günümüz insanı gibi. Dayanamıyor adam altta kalmaya, kendini zayıf hissetmeye.

Şu hikayede Çelik Adam Clark olmasına rağmen, en zayıf hisseden o. Çünkü zayıf hissetmek, yüzleşmek demektir. Lex gibi bir karakter bunun onda birini bile kaldıramaz, tırlatır.  Mesela “Lex ne istiyor?” diye sormuş bazıları. Bilmiyor işte. Bildiği, istediği tek şey, kendinden üstün bulduğunu alt etmek. Rüştünü kendine böyle ispatlayacak. Bu çok mu hayali? Bir etrafınıza bakar mısınız? Ona da gerek yok ya, Facebook’a bakmanız yeterli milletin birilerini ezmekten ne kadar zevk aldığını görebilmek için. Bunlar karakter için yapılmış bilinçli seçimler. Kendi içinde tutarsızlık barındırdığını düşünmüyorum.

Hem şu kadının (Senator Barrows), hem de Lex'in aynı şekilde beyaz ceket giymesi çok zekice bir görsel mesaj.

Hem şu kadının (Senator Barrows), hem de Lex’in aynı şekilde beyaz ceket giymesi çok zekice bir görsel mesaj.

Daha da ilginci, Lex süper kahramanları bulduktan sonra tanımlamaktan da çekinmemiş. Flash’teki Cisco olmaya soyunmuş gibi duruyor, o değil. Süper kahramanların sadece isimleri yok. LOGOLARI var.  Lex, Y kuşağının her birinin grafiker olduğunu hatırlatırcasına her birine logo tasarlamış. Kafası sözcüklerle değil, resepsiyonda yaptığı konuşmadan da anlaşılacağı üzere imgeler ve logolarla çalışıyor. Buradan anlıyoruz ki, Snyder’ın da en az J.J. Abrams kadar Y jenerasyonuna söylemek istediği laflar var.  Adam (Lex) kapitalist beyler. Tüm kötülüklerin anası. Kanımın kanı. Snyder daha nasıl anlatsın? Lex için Social Network’te Mark Zuckerberg’i canlandırmış Jesse Eisenberg’ün seçilmiş olması, ona yardım eden derin devlet adamının neredeyse tıpa tıp Bill Gates’e benzemesi, Lexcorp’un yapı itibariyle Google ile bire bir aynı olması tesadüf mü sizce? Dolayısıyla ben Eisenberg’ün “overacting” yaptığını düşünmüyorum. Ondan isteneni vermiş sadece. Umarım bu yanlış anlaşılma yüzünden kariyeri darbe almaz, çünkü hiperaktif rollere çok yakışan yetenekli bir oyuncu.

Lex Luthor bugüne kadar fazla yorumlanmış bir karakter değil. Beyaz perdede Gene Hackman, Kevin Spacey ve Smallville’de Michael Rosenbaum oynadı onu. Tabii bu nesil Rosenbaum Lex’ini biliyor ve seviyor. Eisenberg’ün Lex’i, Y jenerasyonunun “Canım o aslında kötü adam değil… yanlış anlaşılmış!” diye alıştırıldığı kötülere hiç uymuyor. Manyağın teki olduğunu çok erken belli ediyor. Ama özellikle “Granny’s Peach Tea” gibi bir ters köşe sinema tarihine geçmezse büyük haksızlık olur. Jesse Eisenberg ile yapılmış şu röportaj, durumu benden çok daha iyi açıklıyor;

Lex, Zod’a “Güneşe çok yakın uçtun,” diyor. Ikarus yani. Yunan mitolojisinde Ikarus, güneşe ulaşmak ister. Ona çok yaklaştığında kanatları yanıp kül olur ve aşağı düşerek ölür.

Filmle ilgili kafama takılan bir diğer konu, Lex’in sekreteri Mercy Graves hakkında. Normalde kendisi Lex’in polis üniforması giyen sarışın bodyguardıdır, hiç öyle incecik filan değildir, kodu mu oturtur. Asyalı bir oyuncu ilginç seçim olmuş. 45 dakikası kesilmiş filmde acaba Lex’in onu niye ölüme terk ettiğini öğrenebiliyor muyuz? Bencillik tamam, ama acaba Bruce Wayne’e bilgileri kaptırdığı için mi cezalandırıldı? Kapitalist patron çalışanını harcar ama sadakati de harcar mı? Ya da kız “Tuvaletin yerini şaşırdım da,” gibi korkunç bir mazeret sunan Bruce’u Lex’e ispiyonladı mı? Sanırım genişletilmiş versiyona kadar beklememiz gerekecek.

Özetle, ben Lex’i beğendim. Bakalım Darkseid nasıl olacak. Gözden kaçmış ama, Red Hood da gelebilir, senaryo gayet müsait.

Yorumlar