Kahramangiller

The Revenant: DiCaprio ve Oscar için Hayatta Kalma Savaşı

88. Akademi Ödüllerinde en fazla adaylığı The Revenant kaptı. Tam 12 tane! Ama en merak edilen soru şu: Leonardo DiCaprio sonunda Oscar heykelciğini kucaklayabilecek mi? Telaş etmeye gerek yok, DiCaprio yıllar sonra arkasındaki büyük hype ile ödülünü aldı. Hatta ödül konuşmasında yıllardır geyiği dönen durumunu hakkında bahsetmeden sadece iklim değişikliği ile ilgili duyarlı bir konuşmaya imza attı. Şimdiyse sizlere biraz filmden bahsetmek istiyorum. Her ne kadar The Revenant esasında DiCaprio ve Oscar hırsı için duran samimiyetsiz bir iş gibi gözükse de yönetiminde oldukça önemli bir isim barındırıyor. 2000’lerin belki de en önemli yönetmenlerinden biri olan Alejandro González Iñárritu, kariyerine çoğu yönetmen gibi kısa filmlerle başlamış, ardından “Ölüm Üçlemesi”nin ilk halkası olan Amores perros (Paramparça Aşklar Köpekler)’u çekmişti. İlk uzun metrajıyla da “yabancı dilde en iyi film” Oscar adaylığını kapan Iñárritu, 21 Grams ve Babel ile Ölüm Üçlemesini sonlandırmıştı. Birbiriyle hiç alakası olmayan insanların küçücük olaylarla kesişen hayatlarını irdeleyen yönetmenin bu filmleri farklı dallarda Oscar adaylığı elde etmişti. Kendisiyse yıllardır adaylık aldığı Akademi’den en sonunda Birdman ile ödülle dönmüştü. Tabi bunun en büyük sebeplerinden biri görüntü yönetmeni Emmanuel Lubezki’ydi. Lubezki yarattığı plan sekans ve eşsiz geçişleri ile Inarritu ile olan ortaklığını başlatmıştı. Şimdiyse The Revenant, en iyi görüntü yönetimi dalında kendisine 3. bir ödül getirdi. (Daha önce Gravity ile ödülü kucaklamıştı) İşte filmin en büyük olayı bu. The Revenant sizlere muhteşem kar manzaraları, inanılmaz geçişler ve muhteşem sekanslar sunuyor. Sadece bu söylediklerim bile filmi sinemada izlemiş olmak için bir sebep.

Filmin açılış sekansı nefes kesiyor

Filmin açılış sekansı nefes kesiyor

The Revenant, Michael Punke’un aynı adlı romanından bir uyarlama. Hikaye 1800’lerde yaşanmış gerçek olaylara dayanıyor. Punke ise bunu 2002 yılında kitaplaştırıyor. Hugh Glass (DiCaprio) önderliğinde yapılan kürk avcılığı sırasında yerliler (veya Kızılderililer) avcılara bir baskın yapar. Oldukça kanlı geçen ve filmin ilk dakikalarında yaşanan bu baskın kesinlikle nefes kesici! Teknik ekibin inanılmaz kurgusu ve elbette görüntü yönetimiyle daha ilk dakikalardan filmin içine dalıyorsunuz. Aksiyon dozu oldukça yüksek bu baskın sonrasıysa kürk ve can kayıpları yaşayan avcılar arasından John Fitzgerald (Tom Hardy) Glass’ın yaptığının çok saçma olduğunu, onları yanlış yönlendirdiğini, üstelik melez/Kızılderili oğlu yüzünden onlara ihanet ettiğini düşünüyor. Tom Hardy’nin donuk ve sinir bozucu performansı daha kelimeler ağzından döküldüğü ilk sahnede zirveye ulaşıyor. Glass’ın, oğluyla kurduğu “yerli” dille iletişimi, Fitzgerald’ın isyanları ve açgözlülüğü, oyunculukların da etkisiyle sizlere eşsiz bir deneyim sunuyor. Baskın ardından kürk avına çıkan Glass ise filmin esas konusu olan “ayı saldırısına” maruz kalıyor. Neredeyse nefes alamayacak duruma gelmiş ve DiCaprio’nun tam anlamıyla pestilinin çıktığı sahnelerde kafamı çoğu kez çevirdim. Glass’ın bulunmasıyla onu ayaküstü tedavi edip bir sedyeye yatıran avcılar, kışın sert soğuğunda zorlu bir yolculuğa çıkarlar. Glass’ın onlara bir yük olması sebebiyle onu manevi bir ölüme bırakan yüzbaşı, yanına genç Bridger, Fitzgerald ve Glass’ın oğlunu atıyor. Ölümünün usullere uygun bir şekilde olmasını isteyen yüzbaşıysa avcılarla birlikte görevine devam ediyor. Fitzgerald’ın ihaneti ve onu ölüme terk etmesiyle de Hugh Glass’ın intikam hikayesi başlıyor!

Oscar Geliyor mu ne?

Delirdim! Oscar için, heykel için delirdim!

Bu dakikadan sonra DiCaprio ile baş başayız. Karşınızda sadece eşsiz bir manzara ve hayatta kalmaya çalışan Hugh Glass var. İlk başta yaralarını iyileştirmek ve ayağa kalkmak için çabalayan Glass, tüm bunları yaparken yerlilerden de kaçmaya çalışıyor. Tam anlamıyla yaşam mücadelesi veren Glass ile izleyici de aç kalıyor ve onun yaralarını gördüğü zaman onunla acı çekiyor. Çok net söyleyeyim, The Way Back (Özgürlük Yolu)’den beri böylesine iyi bir “Hayatta Kalma” macerası izlememiştim. Hugh Glass’ın kimi zaman midenizi bulandıracak sahneleri, kimi zamansa inanılmaz kamera açılarıyla dans ettiği eşsiz savaş sekanslarını onunla birlikte yaşıyoruz. Film kendi içinde ucu kapalı da olsa sözünü esirgemiyor. Yerlilerin baskınıyla onlara duyduğumuz nefrete karşın beyazların onlara zulmü ve köylerini yakıp yıkmalarıyla da az biraz dokundurma yapıyor. Film, içinde western ve gerilim ögelerine de fazlasıyla yer veriyor. Soğuk kış manzarası eşliğinde takur tukur giden atlardan tutun, Hugh yakalanacak mı korkusuyla da ayrı bir gerilim katıyor. Sizlere daha fazla anlatmak isterdim ancak orası spoiler’a giriyor. Söyleyeceğim son şey ise şu: The Revenant Iñárritu’nun belki en iyi filmi (Bana kalırsa en iyisi hala Amores perros) değil, ama en görkemli işi! 156 dakikalık uzun süresine rağmen bir an olsun sıkmıyor, her an tetikte bırakıyor. Yer yer sırıtan ve mantık hatalarına düşen senaryosuna rağmen sizleri de içinde hapseden ”İçi çekilmiş, yönetilmiş” bir hayatta kalma ve intikam hikayesi.

Yönetmen Alejandro González Iñárritu ve Leonardo DiCaprio

Yönetmen Alejandro González Iñárritu ve Leonardo DiCaprio

The Revenant teknik olarak kusursuz bir film. Kamera arkasında büyük bir emeğin döndüğü açıkça belli olan yapım hakkında sizlere bazı bilgiler vermek istiyorum. Unutmadan, bana kalırsa filmin gizli yıldızı Yüzbaşı Henry rolündeki Domhnall Gleeson. Kendisini bilmiyorsanız Force Awakens’da General Hux rolünde olduğunu söyleyeyim. Son zamanların kayda değer kaliteli oyuncularından. 

Yapım Aşamasından Notlar

  • Oyuncuların makyajlarını yapan Duncan Jarman, DiCaprio’nun yaralarını yapmak için 5 saat çalıştı.
  • Filmin neredeyse %90’ı zorlu hava şartları altında açık havada gerçekleşti.
  • Iñárritu’nun tek tercihi DiCaprio idi.
  • Görüntü yönetmeni Lubezki, doğal ışıktan fazlasıyla yararlandı.
  • Tom Hardy rolü ilk başta kabul etmemiş ancak DiCaprio’nun ısrarları sonucu filmde yer almış.
  • The Revenant Iñárritu’nun çektiği en pahalı film. Filmin bütçesi 135 Milyon Dolar.

Ayrıca 20th Century Fox tarafından yayınlanan filmin 44 dakikalık belgeselini de mutlaka izlemelisiniz.

Yorumlar

  • Özge Nur Küskün

    Beat me to it 🙂 Benim için bir Biutiful olmasa da, kesinlikle Iñárritu’nun en görkemli işlerinden biri. Eline sağlık.

  • Doğa Önen

    Görüntü resitali ve güçlü oyunculuk..gerisi beş para etmez bir film. Çocuğunun intikamını alan adam ne ya? Rambo 5 çekseymişsiniz bari. Hele Iñárritu’ya hiç yakıştırmadım filmi.. “Iñárritu ne alaka böyle bir film çekmiş?” dedim.