Kahramangiller

Dunkirk: Belgesel Tadında Bir Başyapıt

Konusu

2.Dünya Savaşı’nın ilk yıllarında Nazi Almanyası’nın net bir üstünlüğü vardır. Mayıs 1940’ta İngiltere, Kanada, Fransa ve Belçika’ya ait müttefik ordularından 400 bin asker, Fransa’nın İngiltere’ye çok yakın Dunkirk bölgesinde Alman Ordusu tarafından karadan tamamen kuşatılmıştır. Almanlar bu askerleri hava bombardımanlarıyla yok etmeyi planlarken, İngiliz Başbakanı Churchill’in yönlendirmesiyle askerleri kurtarabilmek için çok tehlikeli ve savaşın gelişimi açısından hayati önemde bir tahliye operasyonu başlatılır.
Dunkirk, filmi, 2. Dünya Savaşı’nın seyrini etkileyen olaylardan Dunkirk Tahliyesi’ni karadan, havadan ve denizden farklı bakış açılarıyla izleyiciye aktarıyor.

Hani bazı filmler vardır sırf oyuncu kadrosu yüzünden gidilir ama bazı filmlerde vardır ki filmin yönetmeni için izlenir. İşte dahi yönetmenimiz Christopher Nolan’da bu kategoriye giren nadir yönetmenlerden. Her yaptığı iş olay olan ve yeni projeleri merakla beklenen yönetmenlerden birisi. Bir  savaş filmi çekeceğini söylediğinde heycanı ve beklentileri oldukça arttırmıştı. Aslında filmimizin hem olumlu hem de olumsuz o kadar çok eleştirilecek tarafı var ki, sıradan bir film mi yoksa başyapıt mı olduğuna karar vermek tartışılır.

Özellikle tarihe merakı olanlar bilir, 2.Dünya Savaşında Dunkirk Tahliyesi, Winston Churchill’in emriyle yüzebilen her şeyin Dunkirk’e giderek İngiliz askerlerini başarıyla tahliye etmesi dönem noktalarından birini oluşturyordu.  Nolan, bize kendi yarattığı sinemasında büyük beklentilerle film izlemeyi o kadar alıştırdı ki, gerçek hikayelere dayanan bir savaş filmi yapacağını öğrendiğimizde beklentiler tavan yaptı. Bir çok kişi sinemalara koştuğunda bir Er Ryan’ı kurtarmak kalitesinde bir savaş filmi bekliyordu. Peki öyle mi oldu?

Fotoğraftaki meşhur figüran hatasını bulunuz.

Olumsuz Yönleri

İlk önce biraz filmin olumsuz taraflarından bahsetmek isterim. Evet, bir Er Ryan’ı Kurtarmak değil, bu beklentiyle gidenler büyük hayalkırıklığı yaşar. Şöyle bir ağız tadıyla savaş filmi izleyeyim, bir kahraman olsun herkesi öldürsün, ortalık kan revan içinde kalsın, oyuncuların duygu yüklü bir hikayesi olsun tarzı düşünceleriniz varsa ve o niyetle izlemeye giderseniz şimdiden söyleyeyim hiç gitmeyin sıkılırsınız.Filmde neredeyse diyaloglar en aza indirilmiş, uzun diyaloglar görme şansınız yok bu da filmdeki karakterlerimizin iç dünyasını yansıtmakta başarısız kalıyor. Neredeyse karakterlerimiz hakkında özellikle geçmişleri hakkında bilgi alamıyoruz. Bu durum alışık olmadığımız bir durum olduğundan filme odaklanmamız ve karakter analizi yapmamıza maalesef olanak tanımıyor. Yine ilginç bir şekilde aslında filminde tam bir başrol oyuncusundan söz etmek mümkün değil. Nerdeyse herkesin eşit bir rolü var gibi.

Bünyesinde Tom Hardy, Cillian Murphy gibi yıldızları barındırmasına rağmen öne çıkan rolleri pek yok kendi kapasitelerini tam anlamıyla gösteremiyorlar. Kesinlikle benim en çok eleştirdiğim, sevmediğim yönü bir savaş filminde karşı tarafı hiç görmüyoruz. Nasıl mı? Şöyle ki; Bir 2.Dünya Savaşı filmi düşünün karşınızda Alman Nazi ordusu var ve bir sahile sıkışık kalmış 400bin asker. Buna rağmen 106 dakikalık filmde tek bir Alman askeri bile göremiyorsunuz. Tamam tek taraflı bir bakış açısıyla çekiyorsun biri tahliyeyi anlatıyorsun da insan bir Nazi ordusu görmek istiyor sonuçta. Nolan karakterlerle bir duygu bağı kurmamıza izin vermiyor, çok yüzeysel işliyor desek yalan olmaz. Filmde neredeyse hiç kötü karakter yok herkes kendi yolunu bulma çabasında.

Açılınnn! Sıhhıyeci geliyorrr

Neden mi Başyapıt?

Tamam kardeşim bu kadar olumsuz eleştiri yaptın ama bu filmin olumlu yönleri neler, neden bir başyapıt başlığı attın diye soranlar olacaktır. İşte benim için filmin artılarıyla, özgünlüğüyle bir başyapıta dönüşen filmimizin diğer olumlu yönleri. Öncelikle Dunkirk filmininin müzikleri Hans Zimmer yaptı. Şimdi burda adamın yaptığı film müziklerini saymaya başlasam yazım bitmez sanırım. Herkesin hayatında mutlaka Hans Zimmer’ın müziklerini yaptığı bir filmi izlemiştir. Filmin müzikleri o kadar başaralı ki aksiyon ve gerilimi iliklernize kadar hissettiriyor.  Sahnenin tansiyonuna uygun beste ve fon müziklerine eşlik eden o enstrümantal tik-tak, tik-tak, tik-tak sesleri hafızlardan çıkacak gibi değil, herhalde bir müzik ile ancak bu kadar aksiyon ve gerilim verilebilir. Dunkirk filminin görsel ve ses efektleri son yılların en iyi işlerinden biri. Silah, bomba gibi ses efektleri o kadar başarılı ve gerçekçi ki sanki bir kabusun içinde gibisiniz.

Evet bir savaş filmi olup olmadığı tartışılır daha çok hayatta kalma fikri ön planda. Diğer savaş filmlerinden en önemli farkı gerçekçiliğiyle, savaştaki insanların hayatta kalma mücadelesiyle, diyalog olmadan, aşırı savaş sahnesi görüntüsü olmadan, filmin bir kahramanı olmadan, hatta kanlı sahneler olmadan nasıl bir savaş filmi çekilirin en mükemmel örneği. Belgesel tadında gerçekçi bir film.

Dunkirk Tahliyesi – 26 Mayıs 1940 – 4 Haziran 1940

Nolan’ın filmi üç parçaya ayırarak anlatma fikrini beğendim. Karadan, havadan ve denizden savaşı betimlemesiyle başarılıydı. Yönetmenin ustalığı ve diğer savaş filmlerine oranla anlatmak istediği; Abartılı kan – şiddet sahneleri olmadan nasıl bir savaş filmi ve savaş atmosferi yaratılır olmasıydı. Dunkirk aslında bir kurtuluş, eve dönüş filmi. Savaşta kapana kısılmışlığı yansıtmasıyla başarılı bir iş. Benim bu açıdan izlediğim en gerçekçi savaş filmi. Klişe değil, tek kahraman üzerinden yürümüyor herkes kendi hikayesinin başrolü gibi.

Herkesin acı çektiği ve eve dönmek için uğraştığı bir film. Savaş atmosferinde önemli olan orada hayata kalmak o yüzden Dunkirk iyi bir film klişe Hollywood yapımı değil.Belgesel gözüyle bakıldığında tartışılmaz Dunkirk bir başyapıt. Yönetmen olmayı düşünen arkadaşlar bu filmi kesinlikle izlemeli. Nolan’ın kusursuz çekimi,filmin teknik açıdan kusursuz bir film. Film çok çok iyi bir film ya da çok kötü bir film değil.

Dunkirk için tanımlayıcı kelimem ‘’sıradışı’’ bir film olacaktır. Savaşın etkilerini yansıtan, az diyalogla çok şey anlatan bir yapım. Hiç düşman askeri göstermediği halde kuşatılmışlık hissi vermek herkesin harcı değil. Keşke bu önemli tahliye olayına imza atan Winston Churchill’u biraz olsun gösterselerdi. O tarihe geçmiş sözü (‘’Sonuna kadar gideceğiz. Fransa’da savaşacağız, denizlerde ve okyanuslarda savaşacağız, büyüyen bir güvenle ve büyüyen bir güçle havada savaşacağız. Ne pahasına olursa olsun, adamızı savunacağız. Kumsallarda savaşacağız, havaalanlarında savaşacağız, tarlalarda ve sokaklarda savaşacağız. Tepelerde savaşacağız. Asla teslim olmayacağız.’’) söylerken ya da kendi sesiyle dinlerken yapılan final daha vurucu olurdu. Daha şimdiden bir kesimin başyapıt olarak baştacı yaptığı bu yenilikçi bu filmi sinemada özellikle Imax salonlarında izlenmesini şiddetle tavsiye ederim.

Yorumlar