Kahramangiller

Düşük Manevra, Bozuk Balans – Blade Runner 2049

Casting Faciaları

Başroldeki Ryan Gosling maalesef Drive’deki tutuk oyunculuğunu geliştirememiş. Bazıları “Abi, adamın duygudan ve insansı tepkilerden arınmış bir tip canlandırması gerekiyor, Drive’da da Ryan Gosling öyleydi” deyip bu eleştirimden sıyrılmaya çalışabilir. Ama illa karşılaştıracaksak Harrison Ford’un Blade Runner’daki performansı, onun replikantlara teker teker farklı şekillerde yaklaşması, darbe aldığında acı çekmesi, paniklemesi, en sonda korkudan büyüyen gözlerindeki hisleri bu karakterle özdeşleştiğini gösteriyordu. Ford’un varlığı, hiçbir aksiyon içermeyen Voight Kampf testi sahnelerinde bile dikkat ederseniz o sahneye bir ruh kazandırıyordu. Blade Runner 2049’da ise Gosling’in donuk oyunculuğu ile alenen çelişmemesi için Voight Kampf testi bile zerre oyunculuk gerektirmeyen bir monolog dizisi ile değişmiş. Gosling’in oyunculuğunu savunacak arkadaşlar lütfen kendisini bir Voight Kamf testine girdiğini gözlerinin önüne getirsin. Hala savunmak isterlerse öyle savunsunlar derim çünkü -kanımca- Gosling gerçek anlamda bir başrol yanlışı örneği.

Filmin casting’deki en büyük faciası ironik şekilde Gosling değil. Suicide Squad‘ı batıran faktörlerden biri, hatta en barizi olan Jared Leto bu filmi de -kanımca- alt metinsiz şekilde tanrıyı oynamaya çalışan bir stereotip ile batırmış. Wallace karakterinin filmde ancak bir savaşla dengelenebilecek kadar büyük görünen bir olayı, yani altı derhal doldurulması gereken bir plothole’u var. Ama bu devasa olay nedense film bittiğinde bu hiç bir yere bağlanmıyor. Hatta filmin yegane plot twist’ini izleyiciye açıklamayı bile Wallace karakterine bırakıyorlar. Ama karakter o kadar yüzeysel ki, bu anında etkisini kaybeden bir ifşa oluyor. Hal böyleyken yönetmen B planı olarak sadece video piyasası için çekilen bilimkurgu filmlerinin villain’lerinde görülebilecek bir yüzeyselliğe düşüyor. Wallace’in ağzından İncil’den rastgele pasaj okuyup bunu derinlik gibi yutturmaya çalışıyor yönetmen. Ama yıl 2017, biz bu numaraları yutmuyoruz sayın Villeneuve.

Yan Karakterler

Yan karakterler açısından film çok sorunlu. Beyaz Amerikalı tipolojisinde olmayan tüm karakterler rolü saniyelik figüranlardan öte değil. Geleceği karanlık şekilde resmetmeye soyunan bir yapımın önemli karakterler konusunda bu kadar ırkçı davranması tam bir çelişki örneği. Zaten yan karakterler gerçek manada filme bir derinlik katamıyor. Çünkü isimli olan birçok karakter 2-3 sahne göründükten sonra öldürülüyor. Sonuç olarak film, bir noktadan (dürüst olmak gerekirse, filmin neredeyse 3/2’si geçtikten sonra) sonra Deckard’un simasını görene kadar büyük ölçüde K’nin ve arada gereksiz yan karakterlerin peşine takıldığımız bir macera halini alıyor.

İlk filmde Replikant’lar ve karakoldaki tipler bile bir karakterleri olduğunu iyi kötü söyleyebileceğimiz tiplerdi. Bu filmde ise yan karakterler yok, sadece diyaloglarının taslağı yazılıp geçilmiş tipler var. Hele hele Wallace’in tetikçiliğini yapan ve diğer yan karakterin aksine neredeyse filmin tamamında görünen kadın replikant var ki, Kurtlar Vadisi’ndeki Memati’den bile hallice değil.  Luv’un yatağa soyunuk girip giyinik çıkması, filmde doğru düzgün 10 dakika bile zor görünen Wallace’in ruhsuzluğu ve K’nin kar yağarken merdivenlere uzandığındaki hissiyatsızlık diyeyim, siz anlayın.

Konu / İşleniş

Film ülkemizde bariz şekilde sansürlü gösterime girdi. Bu yüzden ev sineması/dijital dağıtım bekleyen arkadaşların varlığını düşünürsek, filmin yegane sürprizini spoil edip keyfinizi kaçıracak değilim. Fakat söylemem gerekenler var:

Öncelikle lanse edildiğinin aksine film bir devam filmi değil bir kere. Tamam, ilk filme gerçekten sivri referanslar yaptığı birçok yer var. Fakat gerek ilk filmin geçtiği zaman diliminin artık kıyamet öncesi diye bilinen, yönetmenin hiçbir şekilde film içinde açıklamaya çalışmadığı bir dönemde geçtiği için, gerekse filmin konusunun daha çok K karakterinin kendi anılarının gerçekliğini araması ama Joi olmasa kafasına gökten tır düşse gerçekliği sorgulamak konusunda izleyiciye bir istek hissettirmeyecek bir tip olması, Wallace’in mahdumlarının peşine düştüğü bir tür “özel çocuk” arayışı ama onun bile neyi nerede arayacağından habersiz olacak kadar düşük profilli olması, hakeza Wallace’in filmde taş patlasa 10 dakika görünüp akabinde off screen ve muallak şekilde hikayeden kaybolması, Deckard karakterini hedefleyen ama hikayede hiçbir şey değiştirmeyen sürek avı, zaten bağlı başına bir plothole olan, vıdı vıdı bahsedilen ama hiçbir yere bağlanmayan bir isyan/devrim plot’u derken film 3 filmlik spinoff bir Blade Runner projesinin 5/1’i yada 5/2’si gibi duruyor.

Genel

Filmin hiç mi iyi yanı yok, açıkçası Joi ve Ford dışında az da olsa var. Filmin dışında içerikler de olsa, Blade Runner 2049’un öncesini anlatan YouTube’dan izleyebileceğiniz 3 kısa film var. Bunlar filmdeki plothole’ları tümüyle dolduramasa da filme en azından bir nebze donanımlı gitmenizi sağlıyor. Rick Deckard’ın Replikant olup olmaması sorunsalı yine izleyicinin yorumuna bırakılmış ve bu konuda olması gereken de bu.

Casino sahnesindeki CGI canlandırmaların mükemmeliyeti (ki bu sahneyi izlerken insan bundan bir 2-3 sene sonra Elvis Presley, Frank Sinatra ile Marilyn Monroe’nin birlikte başrolünü oynacağı bir film çekilir mi diye düşünmeden edemiyor), casino sahnesindeki kısa dövüşte araya arka plan şarkısı koyma ucuzluğuna düşülmemesi, Gaff ile -bir şekilde- Rachel’in yeniden gözükmesi, eski filmden diyaloglar duyduğumuz ses kayıtları, gereksiz CGI’lardan kaçınılması ve eski analog cihazlara ve görselliğe sadık kalınmasını bu artılar içinde sayabilirim. Bunların yanısıra Philip K. Dick’in hayatına ve eserlerine yapılan göndermelerin de son derece dikkat çekici olduğunu söyleyebilirim. Ama bu artıların hiçbiri filmi kurtarmıyor maalesef.

Son not olarak, filmi ilk gün sansürlü şekilde izlemiş insanların eleştirilerini yok sayarak filmi bu saatten sonra sansürlü izleyecek olanların, bundan sonra sansürlenecek başka filmler için zan altında olacağını, bir başka film (örneğin Deadpool 2) sansürlü olarak gelirse şikayet etmeye haklarının olmayacağını belirtme gereği duyuyorum. Bu bir pek de beğenmediğim bir film eleştirisi gibi görünebilir. Ama orası burası kesilip biçilmiş bir filmi tam olarak ideal bir bakış açısıyla izleyebilmek takdir ederseniz ki pek mümkün değil.

Yorumlar