Geçmişten Geleceğe Star Wars Filmlerindeki Derinlik

Ağaçlar Ormana, Nefret Acı Çekmeye

Gelelim Luke Skywalker’ın başarısız oluşu ve bütün öğrencilerinin ölüp, kalan tek öğrencisi olan yeğeninin de karanlık tarafa kaymasına. Bu çok önemli bir konu, çünkü biliyorsunuz hemen herkes filmin bilgi sızıntıları çıkmadan önce Luke’un bir akademi kurmuş ve çok sayıda Jedi yetiştirmiş olmasını bekliyordu. Filmle birlikte bu sayının 0 (sıfır) olduğu ortaya çıktı.

Aslında yalnızca filmleri ele aldığımızda bölüm 7’den önce yalnızca 2 Jedi’ın karanlık tarafa kaydığını görüyoruz. Count Dooku ve Anakin Skywalker. Bundan ziyade karanlık tarafta olan Palpatine ve Darth Maul, zaten karanlık tarafta eğitilmiş, en azından bildiğimiz kadarıyla. Yani Jedi’ların karanlık tarafın cazibesine direnmek üzerine aldıkları eğitim, istisnalar hariç gayet de işe yaramış görünüyor. Bu istisnaların da gayet haklı sebepleri var ve filmlerde yeterince vurgulanıyor da.

Öncelikle Luke Skywalker örneğinden başlamak istiyorum, zira izleyici olarak karanlık tarafla sınav verdiğini gördüğümüz ilk güç kullanıcısı o. Bize anlatılan Luke, karanlık tarafa karşı çok zayıf. Neden mi? Orijinal üçlemeden öğrendiğimiz kadarıyla Luke, Jedi eğitimine başladığında çok yaşlı, çok sabırsız, korkuları olan, kaybedeceği çok şeyi olmasa da arkadaşları olan ve tabii ki en önemlisi öz babası tarafından karanlık tarafa davet edilen bir genç.

Bu kalitede bir anlatımı yeni bir Star Wars filminde görürsem gözüm açık gitmeyecek.

Bu kalitede bir anlatımı yeni bir Star Wars filminde görürsem gözüm açık gitmeyecek.

Ön üçlemede (bence zaten yeterli olan) bu zaafiyetler, özellikle Anakin üzerinden detaylandırılıyor. Anakin de eğitimine başladığında çok yaşlı, ancak artık bunun anlamını biliyoruz. Normalde çok küçük yaşta eğitimlerine başlanan Padawan’ların birçok duygusu hiç yaşanmadan törpüleniyor (yine hatıratıyorum, hiç bir EU bilgisi katılmadan, yalnızca filmlerden anladığımız kadarıyla): Bağlılık, korku, aidiyet, hırs, nefret, intikam vb.

Dahası, Anakin’in Qui Gon onu bulana kadar bu duyguları ziyadesiyle tatmış olduğunu da öğreniyoruz. Anakin ezilen bir köle ve annesine çok bağlı. Yetmezmiş gibi hırslı bir yarışçı ve aracını, robotunu çok seven bir teknisyen. Qui Gon, tüm bunları gayet iyi bilmesine rağmen bir şekilde hali yoluna koyabileceğini düşünüyor. Belki de aldığı riskin farkında ve hazırlıklı. Ancak erken ölümü, bu görevi vasiyet olarak padawanlıktan henüz çıkmış, hem de isteksiz bir Obi Wan’a bırakmasını gerektirince Anakin, Jedi yetenekleri oranında karanlık tarafa karşı bir savunma geliştiremiyor. Hırçın, güç tutkunu, sınır tanımayan ve hepsinden önemlisi, koruyamadığı annesinin yerine koyduğu bir kadına ölümüne bağlı bir Jedi olarak yetişiyor. Tabii ki onu yetiştirmeyi reddeden konseyin de hatası filmde vurgulanıyor.

10

Zaten bu kadarı Anakin’in karanlık tarafa kayması için yeterince ikna edici ama Palpatine’in üstün hile kabiliyetinin de payı gözler önüne sergileniyor – Anakin’in Padme’nin ölümünü gördüğü kabuslarının gerçek olmasını engelleyebileceğini söyleyerek, tam tersine gerçekleşmesini sağlıyor. Bu bence akıllıca tasarlanmış bir kurgu.

Bir ara vererek Dooku’ya da değinmek istiyorum. Qui Gon’un ustası olduğunu bildiğimiz Dooku’nun karanlık tarafa geçiş motivasyonunun filmde ele alınmadığını düşünüyor olabilirsiniz, ancak gizliden gizliye veriliyor. Dooku mantıklı bir Jedi ve karanlık tarafın “saf kötülük” olmadığının farkında. Dikkat ederseniz Obi Wan’a “Qui Gon, benim gibi gerçeği öğrense, benim tarafıma geçerdi… cumhuriyet karanlık Sith lordlarının kontrolünde… Jedi’ların görüsü karanlık taraf yüzünden perdeleniyor… yüzlerce senatör Darth Sidious adında bir Sith lordu tarafından yönetiliyor” gibi bütünüyle doğru bilgiler veriyor, ancak Obi Wan inanmamakta ısrar ediyor.

İşte Dooku, bu bilgiler ışığında Jedi’ların arasında kalmanın bir faydası olmadığını, yapabileceği tek işe yarar hamlenin bu çelişkiyi kazanacak tarafta yer alarak yeni düzene hizmet etmek olduğunun farkına varıyor. Biz her ne kadar, klon savaşlarının bir cephesini kışkırttığı için onu kötü adam olarak görsek de, diğer cephesini, yani klonları da Yoda’nın denkleme soktuğunu unutmayalım. Dooku, işler istediği gibi şekillenseydi, yeni imparatorlukta son derece söz sahibi bir isim olarak yer alacak ve belki de Anakin gibi sadece üst düzey bir asker değil, bir toplum lideri olacaktı. En azından ayrılıkçıların başındaki rolünden, bunu özlediğini çıkarabiliriz.

Ellere dikkat.

Ellere dikkat.

Anakin’in günün sonunda o lider olamamasının sebebi de belli (ve tutarlı). Anakin, Dooku gibi galaksiyi şekillendirmek için değil, sevdiklerini kaybetmemek için karanlık tarafa boyun eğdi. Yukarıda da değindiğim gibi zaten Anakin büyük toplumsal idealleri olabilecek bir karakter değil, afili bir kariyer, cici bir aile ve konseyde havalı bir pozisyon sahibi olmayı arzulayan bir Jedi. Savaşın iki cephesini – Jedi tapınağını ve ayrılıkçıların Mustafar’daki toplanma yerini – basıp yok ederken ve fiili olarak savaşı sonlandırırken, aslında tek amacı ölümü engelleme gücünü öğrenmekti. Günün sonunda bu hayali de suya düşünce orijinal üçlemedeki üzgün, sinirli ve inançsız halleri daha da anlam kazanıyor. Anakin bölüm 3’ün sonunda Palpatine’in yanında ölüm yıldızının inşaatını seyrederken aslında umrunda olmadığını, ama artık Palpatine’in hayat verdiği bir makina-adam olduğu için belki de seçeneği olmadığını düşünmek çok mümkün.

Yorumlar