Geçmişten Geleceğe Star Wars Filmlerindeki Derinlik

Zaten belki de bu yüzden oğlunun hala hayatta olduğunu öğrendiğinde tekrar hırslanıyor. 20 yıl önce kaybettiği aile kurma hayalleri geri geliyor. Bu sırada oğluna ettiği galaksi yönetme teklifi ise, aslında oğlu ile birleşmesinin önündeki ana engel olan Palpatine’i devirmek için bir bahaneden başka bir şey değil. Bu satırları okuyan bazılarınızın kulağına bunlar, benim sanrılarım gibi gelse de, sonuçta olana bakarsanız işin “galaksiyi yönetme” kısmı boş verilip gerisinin harfiyen gerçekleştiğini görebilirsiniz. Anakin’in oğluna “ustama boyun eğmek zorundayım… artık benim için çok geç” dediği sahneyi bir kez daha izlemenizi tavsiye ederim. Sırf bu sahneler sayesinde bir çoğunun burun kıvırdığı Bölüm 6, benim nezdimde nefis bir filmdir.

Hey yavrum artis misin?

Hey yavrum artis misin be.

Gelelim Luke Skywalker ve Kylo Ren’e. Öncelikle bu akademinin kurulma şartlarını ele alalım. Luke elbette öğrenci yetiştirmekte hiç bir deneyimi olmayan bir Jedi, bunu bir kenara koyalım. Ancak öğrencilerini (hele ki “most obvious force user in the galaxy” olan yeğeni Ben’i) erken yaşta seçme şansına sahipti, öyle de yaptığını varsaymalıyız, zira aksini gerektirecek bir tüyo filmde hiç verilmiyor. Ayrıca kurduğu Jedi akademisi, eski Cumhuriyet gibi kokuşmuş bir kuruma hizmet etmek ya da onlar tarafından doğrudan yönetilmek durumunda değil. Hepsinden daha önemlisi, tüm bunları Coruscant gibi herkesin bildiği bir yerde yapıp tüm dikkati üzerine çekmek zorunda değil, gayet güzel Degobah ya da Ahch-To gibi gözden ırak bir gezegeni seçmiş olabilirdi – ve olmalıydı da.

Bir izleyici olarak var sayımım şu yönde; öncelikle Luke bir noktada çok kritik bir hata yapmış olmalı. Öğrencilerini hazır olmadığı bir göreve göndermiş, ya da istenmeyen dikkati üzerlerine çekmiş olabilir. Ayrıca şu Snoke, burnunun dibinden Luke’un yeğenini ayartabildiğine göre pek yaman birisi olmalı. O derece ki yıllardır olan biten savaşlar sırasında gizli kalmayı başarabilmiş olmalı, fakat bu derece güçlü birisi bu sırada oturup TV de izlememiştir herhalde. Belki sonradan dirilmiş kadim bir karakter olabilir mi? Ya da Palpatine’in bile iplerini elinde tutan birisi?

Ama işte nihayetinde bu cümleleri kuran benim. Filmde tüm bunlar hakkında bırakın ışık tutmayı, kafamızı kurcalayacak bir cümle bile geçmiyor. Açıkçası Bölüm 7 için etraflıca bir öykü yazıldığını dahi düşünmüyorum. Biraz “Cool rebels? Check. Bad guys? Check.” gibi bir formülle ortaya çıkartılmış gibi görünüyor. Acep, Michael Arndt’ın yazmasına zaman verilmeyen şu hikayede bu detaylar var mıydı? Bunu korkarım ki asla öğrenemeyeceğiz.

I... am... real...

I… am… real…

Lucas’ın elinde Bölüm 7 için Skywalker soyunun devamını içeren bir hikaye olduğunu ve kullanılmadığını biliyoruz. Lucas, kendisinin yeni bir öykü yazdığını, ancak Disney’in bir retro film yapmak istediğini söyledi. İşte buradaki anahtar kelime “yeni bir film”. Bölüm 7, yeni bir film değil. Bir reboot da değil. Eski filmlere bir göndermeler derlemesi. Bir tribute filmi de diyebiliriz. Amacı, hem yeni jenerasyona Star Wars’u tanıtmak, hem de eskileri yeniden şekle sokmak olan bir tanıtım filmi.

İlk bakışta buna tam bir Disney hamlesi diyebiliriz, ama gençlere Star Wars’u sevdirirken bir yandan “yeni bir öykü” de anlatılabileceğini bir kenara koyalım. Neyse, benim korkum Bölüm 8 ve sonrası için. Bölüm 8’in yönetmeni Rian Johnson, çok daha karanlık bir film olacağını söyledi. Nasıl, birisi Bölüm 5 mi dedi? İşte sanırım anlatabiliyorum. Tüm bu sıradanlık, J. J. Abrams’ın tercihi ya da başarısızlığı değil de, bir pazarlama hamlesi gibi duruyor. Bu yüzden de bir sürü soru aklıma geliyor. Ya Disney çekilen filmin masaya yeni bir şeyler koymadığının farkında değilse? Ya bir sonra çekilecek film yine orijinal üçlemede anlatılan hikayelerin bir tekrarı olursa? Ya güç adına yeni, daha önce olmayan bir şeyler duymazsak? Ya siyaset ebediyen Star Wars evreninin dışında bırakıldıysa? Ya bu detayda öyküler yazabilecek yazarlarla çalışmazsalar? Ya Bölüm 7’nin yakaladığı gişe başarısı yüzünden aynı şeyi ısıtıp ısıtıp önümüze sunmaya karar verirlerse?

Ve en korkuncu; ya izleyiciler bu yeni ve sığ Star Wars’u daha çok severse?

Ne yapalım, kapitalizme karşı ilk savaşımızı kaybetmiş olmayız. Aralık ayında Rogue One ile bu konuyu bir daha döveriz, Şimdilik hoşçakalın.

Yorumlar