Kahramangiller

Gençliğin Derdini En İyi Anlatan Film: The Breakfast Club

“O gençlik nerede kaldı? 80’ler aşkı ve mertliği. Ama hayır, hayır hayatımın yönetmeni John Hughes olmayacak” -Easy A

John Hughes kimdir? Tahminimce bu ismi ilk defa duyuyorsunuz, eğer adını biliyorsanız zaten The Breakfast Club hakkında yeterli bilgiye de sahipsiniz demektir. Yukarıdaki sözlerin sarf edildiği film Easy A’de John Hughes’a bir saygı duruşuydu. Ama sizlerin Hughes’un adını ilk kez duyduğunuzu düşündüğüm için kendisini şu sözlerle tanımlayacağım: ”Herkesin mutlu olduğu filmlerin arkasındaki deha” . Benim için Hughes’u tanımlayan en güzel söz budur. Peki hangi filmler? Neredeyse her yeni yılda sayısız kanalda gösterilmiş Evde Tek Başına ve Show TV’nin yayınlamaktan bıkmadığı Bebek Firarda! Hatırlayamadıysanız 3 salak hırsızın zengin bir bebeği kaçırmaya çalıştıkları şirin mi şirin olan film. Hughes bu film ve Evde Tek Başına nın senaristliğini üstlenmiştir. Sanırım kendisini az çok tanımaya başladınız. John Hughes 1980-90 Amerikan Komedi/Gençlik sineması için vazgeçilmez bir isimdi. Elinin değdiği her işi hissedebileceğiniz Hughes, kendine has tarzı ile küçükken televizyonda izlediğimiz o tatlı aile filmlerine mutlaka imza atmıştır. Vocation, 101 Dalmaçyalı ve Beethoven senaristliğini yaptığı unutulmaz filmlerden bazılarıdır.

breakfast1

2009 yılında hayatını kaybeden Hughes adını sinema tarihine yazdırmasını The Breakfast Club’a borçludur. 1985 yılında hem yazıp hem de yönettiği bu gençlik filmi geçtiğimiz yıllarda 30. yılını doldurdu bile. Filmde bir grup lise öğrencisinin Cumartesi günü okul kütüphanesinde cezaya kalması işleniyor. Tamamı okul sınırları ve kütüphane içinde geçen The Breakfast Club ”Tek Mekan Filmleri” listesinde asla es geçilmeyecek bir yere sahiptir. Birbirinden farklı 5 lise öğrencisinin bir hademe bir de okul müdürü eşliğinde kaldığı bu cezada aile beklentileri, eğitim sistemi, lisede yer alan tipler ve kendini kanıtlama çabası gibi dönemin Amerikan lise hayatına sert bir eleştiri sunuluyor.

Andrew, Brian, John, Claire ve Allison cezaya kalan öğrencilerdir. Her biri lise hayatının bir tipini temsil eder. Andrew başarılı bir sporcuyu, John kurallara uymayan serseriyi, Brian inek öğrenciyi, Claire okulun popüler kızını, Allison’sa içe dönük liseli tipin temsilidir. Cumartesi günü kaldıkları cezada ise Müdür Richard kendilerinden bir kompozisyon yazmalarını ister. “Neden cezaya kaldınız, ben kimim, neden buradayım?” gibi sorulara cevap olabilecek kompozisyon için öğrencilerin 5 saati vardır. Kompozisyon yazma sürecinde birbirlerini belki de sadece 1 kez görmüş bu ergenler, yazım sürecinde aile baskılarına, kişilik oluşumlarının zorluklarına ve baş edemedikleri yetişkinlere sert cevaplar vereceklerdir.

Filmin ilerleyişi okuldan kaçma ve monologlar ile devam eder. Esasında tüm bu temalar John Hughes sinemasının bir yansımasıdır.  Ferris Bueller ve Evde Tek Başına gibi diğer Hughes klasikleri de karakterlerine birer tip ve aile baskısı yükler. Ferris ailesinin göz bebeği ama bir noktada gizlice serbest kalabilen bir genç, Kevin (Evde Tek Başına) ailenin sevilmeyeni, Sixteen Candles da Sam ise doğum günü unutulan hüzünlü, silik liseliyi temsil eder.

Yorumlar

  • Ya, işin harbisi bu yazıyı yayınlayıp yayınlamamak konusunda çok tereddüt etmiştim. Ancak baya geek adamların filmle ilgili anıları olduğu dikkatimi çekti. İlginç…

  • ŞeFiK

    Sitede filmin güzel hazırlanmış yazı dizisini okuduktan sonra ilk kez izlediğim ve izledikten sonra hayran kaldığım bir film The Breakfast Club…Filmi izlerken belki ilk başlarda tam kendinizi filme veremiyorsunuz ama o ikinci yarısından itibaren karekterleri de tanımakla birlikte filmi adeta benimsiyorsunuz.
    Hepsi birbirinin zıttı olan ve (gereksiz olsa da merak ettiğim) amerikan lise hayatının birer temsilcisi konumunda olan beş gencin yaşantılarını ve pişmanlıklarını John Hughes gerçekten çok iyi aktarmış.Film tek mekanda geçmesine rağmen gayet akıcı ve etkileyici bir yapısı var.bu da filmden zevk almanızı sağlıyor.
    Benim filmde beğendiğim en güzel sahne beşlinin toplu bir şekilde otururken aralarında geçen o konuşmalar ve anlamlı sözler.Filmi izledikten sonra birçok kişi ertesi gün acaba görüştüler mi diye merak eder.Aslında bu bahsettiğim sahnede Brian Claire o merak edilen soruyu sorar ve Claire’in verdiği cevap gayet açıklayıcı ve üzücüdür.Filmin bir diğer artısı olan müziklere gerçekten diyecek yok zaten açılış sahnesinde çalan Simple Minds – Don’t You bunun en güzel örneği…
    Tüm oyuncular gerçekten başarılı olmakla birlikte benim favorim ilginç bir karekter olan Allison’ı oynayan, jest ve mimiklerini gayet başarılı kullanan,oyunculuğuyla kendine hayran bırakan Ally Sheedy.Halen izlemeyen varsa, izledikten sonra etkisinden kurtulamayacağınız böylesine güzel bir filmi izlmenizi tavsiye ediyorum.