Kahramangiller

Günahıyla Sevabıyla – Don’t Breathe

Filmi detayları ile ele almadan önce şunu belirtmek istiyorum sizlere. Don’t Breathe tam olarak bir korku filmi değil. Daha ziyade yönetmen Fede Alvarez‘in kendi tanımı ile “İçerisinde korku ögeleri barındıran bir gerilim filmi”. Ve film gerçekten size vadettiği gerilimi genel olarak yaşatıp adını hak ediyor. Fakat bir bütün olarak ele aldığımızda her ne kadar farklı bir şey yapmaya çalışılmış ve bunda kısmen başarılı olunmuş olsada, ne yazık ki film ortalama bir gerilim filminden öteye gidemiyor. Yani eğer zamanınız varsa ve farklı bir gerilim filmi arıyorsanız Don’t Breathe bu ihtiyacınızı ziyadesi ile karşılayabilecek bir film.  Hazırsanız lafı fazla uzatmadan filmi spoilersız bir şekilde artısı ve eksisi ile ele alıp sözü sizlerin yorumuna bırakıyorum. 

Filmin Sevapları

  • Film kör bir adama ait evde kapana kısılan 3 genç hırsızın yaşadıklarını anlatıyor ve bunu yaparken izleyicisine oldukça iyi bir gerilim yaşatıyor. Yönetmen Fede Alvarez genel olarak yenilikçi birisi. İzleyiciye istediği gerilimi vermek için elindeki materyalleri  iyi bir şekilde kullanıyor. İzleyiciyi karakterlerin içine düştükleri klostrofobik gerilim yuvasına hapsedebiliyor. Bunu yaparken, bazen artık klişeleşmiş olan köpek figürünü yaratıcı bir şekilde kullanıyor bazense titreşime alınmış bir telefonu. 
  • Film genel olarak tek mekanda geçsede yönetmen sinematografisi ile oldukça iyi işler çıkartmayı başarıyor. Kullanılan geçişler, çekim teknikleri ve açılar filmin gerilim dozunu arttırmaya yetiyor.
  • Ev sahibi kör bir gazi olduğundan dolayı  savaş alanında nasıl hareket etmesi gerektiğini ve çevresini nasıl bir silaha çevireceğini gayet iyi biliyor. Bu sebeple evin kendisi içeride kısılı kalan hırsızlar için bir dezavantaj olurken ev sahibi için büyük bir avantaj oluyor. Ev sahibi bu avantajı kullanırken de hırsızların çıkardığı seslerden faydalanıyor. Yönetmen bu sayede filmdeki ses akışını da sinematografisine dahil ediyor ve ortaya çıkan karanlık ve sessizliğin harmonisi izleyiciyi filmin içine hapsediyor. Yönetmeni sesleri  ve çevreyi kullanımı konusunda tebrik etmek lazım, gerçekten güzel iş çıkarmış.
  • Filmin kör gazisi başta olmak üzere oyunculukları gayet yerinde ve güzeldi. Özellikle Stephen Lang film boyunca çok az konuşmasına rağmen mükemmel bir oyunculuk sergiliyor. Kendisini görünce ürperiyorsunuz desem abartmış olmam sanırım.

Filmin Günahları

  • Film her ne kadar  içinde barındırdığı klişeleri avantaja çevirmeye çalışsa da içerisinde oldukça klişe barındırıyor. Elbette emsalleri gibi klişeler üzerine kurulu tekrarlar zincirine eklenen yeni bir halka değil ama özgün olarak nitelendirilecek bir film de değil.
  • Film hikayesini bir neticeye bağlamak için mantık hataları yapmaktan korkmuyor. Bu da filmin sonlarına yaklaştıkça tempo arttırıp, sonuca ulaşmak adı altında yapılan birden fazla anlamsız eyleme şahitlik etmenize sebep oluyor. Örnek vermek gerekirse; Stephen Lang’in canlandırdığı görme engelli eski asker hırsızlar tarafından kelepçelenmesine rağmen bir anda kelepçelerden kurtuluyor veya evin tüm giriş çıkışlarını kapatıp kilitlemesine rağmen bir anda dışarı çıkabiliyor. Bu gibi durumlar seyircinin filmden kopmasına sebep olur çünkü bana göre izleyiciyi gerilim filmine bağlayan etmen her zaman gerçekçiliktir. Filmin türü ne olursa olsun gerilimin ana kaynağı genelde gerçek hayatta karşılaşabileceğimiz bir şeydir ve o sahneleri izlerken “aynısı benim başıma gelse ne yapardım?” sorusu bilinç altımızı hep yokladığı için film atmosferine kolaylıkla girip kendimizi kaptırabiliriz. Fakat Don’t Breahte son düzlükte yaptığı mantık hataları ile filmin başında yarattığı gerçekçilik algısını yıkıp sizin o gerilim ve panik dolu atmosferden uzaklaşmanıza sebep oluyor.

  • Jane Levy‘nin canlandırdığı Rocky karakteri film boyunca arkadaşının yardımına ihtiyaç duyan, onun plan ve komutlarına uyan bir karakterken filmin sonlarına yaklaştığımızda aniden bir Mary Sue karakterine dönüşüyor. Ben oldum olası Mary Sue veya Marty Stu tarzında karakterleri sevmeyen birisi olmuşumdur. Çünkü bir karakterin sahip olması gereken en büyük özelliğin seyircinin kendisi ile bağdaştırabileceği bir karakter olmak olduğunu düşünürüm. Empati kuramadığım, kendimden bir şeyler bulamadığım bir karakteri başarılı bulmuyorum ve senaryo yazarken kolaya kaçmak olarak görüyorum.  Rocky’nin filmin sonlarında aniden Mary Sue’ya dönüşmesi ise daha vahim bir durum çünkü aniden bu yönde bir karakter gelişimi göstermesi izleyicinin filmden kopmasının bir başka sebebi haline getiriyor.
  • Bana kalırsa filmi uzatmak ve ev sahibi gaziyi kötü göstermek için eklenen, trafik kazası ile ilgili yan hikaye son derece gereksizdi. Karakterin kişiliğini bu tarz yan hikaye eklemeden de gösterebilirdi yönetmen. Bu ekleme filmin temposunu düşürüp gerilimi ortadan kaldırdı. Filmin başında niyetlerinin kötü olduğunu bildiğim hırsızları avlayan kör adam profili bir anda yok oldu. Eklenen bu yan hikaye izleyicide hırsızların başına gelenleri hak edip etmedikleri çatışmasını yok etmişti.
  • Filme yazılan son ise filmin güzel olan her şeyini çöpe atıp unutmamıza sebep oldu. Özetle film güzel başlayıp, güzel şeyler yapıp, sonra hepsini batıracak hataları ardı ardına yapıp bitti.

Benim film hakkında söyleyeceklerim bunlardan ibaret. Bir başka yazıda görüşmek üzere…

Yorumlar