Kahramangiller

Güneş’in Azametine Yaraşır Bir Bilim Kurgu: Sunshine

“Bizler, yıldızların malzemesinden yapıldık.”

Tanrılar ve insanların bir arada yaşadıkları yıllardan birinde, Atinalı mucit Daidalus, Girit kralı Minos tarafından kendi icadı olan Labirent’in duvarları arasına kapatılır. Fakat bu yetenekli adamın dehası esarete fazla dayanamaz. Oğluyla birlikte hapsedildiği yerden kaçmak için, ahşap bir çerçeveye balmumuyla kuş tüyleri yapıştırmak suretiyle iki çift kanat yapar. Bir çift kanadı oğluna veren baba, ona uçarken denize yaklaşıp kanatlarını ıslatmamasını, bir de Güneş’e fazla yaklaşmamasını tembihler. Ancak insanoğlunun muhtemelen en büyük fantezilerinden biri olan uçma eylemini gerçekleştirme fırsatı bulan İkarus bu zevkle adeta sarhoşa döner ve babasının öğüdünü unutur. Güneş’e fazlaca yaklaşır ve bal mumu kanatlarının erimesi sonucu Ege Denizi’ne düşerek boğulur.

Alın size temsili bir Icarus illüstrasyonu

Alın size temsili bir Icarus illüstrasyonu

Alex Garland’ın senaryosunu yazdığı ve ünlü yönetmen Danny Boyle’un dehasını konuşturduğu 2007 yapımı İngiliz bilim kurgusu Sunshine için övgülerimi sıralamaya başlamadan evvel, yazıya mitolojiden bir kıssayla başlamak istedim. İkarus’un kıssasını birçoğumuz biliriz; Güneş’in, içinde var olmaya çalıştığımız sistem için ne denli inanılmaz bir ısı ve enerji kaynağı olduğunu da biliriz. Ama ne yazık ki, canlı yaşamını mahvetmek için elimizden ne gelirse ardımıza koymaktan da çekinmeyiz.

Sunshine, bugünün insanları olarak hepimizin günün birinde başımıza gelmesinden korktuğumuz bir gelecekte, Güneş’in yavaş yavaş ölmekte olduğu bir dünyada geçer. 2057 yılında insanlık solar bir kış yaşamaya mahkûm vaziyettedir ve Güneş’teki tepkimeleri yeniden başlatmak amacıyla gönderilen Icarus I aracı geri dönememiştir. Hikâyemiz, Güneş’e Manhattan adası büyüklüğünde bir bomba bırakmak suretiyle tepkimeleri yeniden başlatmak üzere yola çıkan yeni Icarus aracının (ne mânidar isimdir o) yolculuğu ve tayfasının psikolojik durumunu, birbirleriyle ilişkisini ve kritik kararlar alma süreçlerini gözler önüne seriyor.

sunshine-2

Filmle ve yolculuğun gidişatıyla alakalı bundan daha fazlası hakkında bir şey yazmak istemiyorum. Spoiler olabilecek bir şeyler yazmaktan itinayla kaçırıyorum. Ama baştan sona spoiler okumuş olsanız bile kendini seyrettirecek bir film olduğunu düşünüyorum Sunshine’ın. Filmin sevenleri (hem de çok sevenleri, ki bunlar arasında bildiğim kadarıyla kendim haricinde Kahramangiller’in atası Serkan da var) olduğu kadar sevmeyenleri de olduğunu biliyorum ama ben öncelikle bir Danny Boyle hayranı olarak filmin kendimce olumlu bulduğum yanlarından söz edeceğim. Öncelikle, yeni nesil diyebileceğimiz bilim kurgu sineması dilinde ben karakter analizinin oyuncu ve yönetmen tarafından çok önemsendiğini, karakterlerin çatışmaları üzerinden oyunculuk performanslarının tavan yaptığı filmlerin birbiri ardına geldiğini görüyorum artık. Bu benim açımdan çok değerli bir şey, çünkü ben oyunculuk seyretmeye bayılıyorum. Bu filmde çok çok sevdiğim aktör Cillian Murphy özellikle göz dolduruyor ama onun haricinde bireysel oyunculukları çok abartmam belki gereksiz kaçabilir. Fakat ekip olarak oyuncular arasında inanılmaz bir uyum söz konusu. Sanırım yönetmenin, her birini farklı ırklardan seçmeye özen gösterdiği birbirinden yetenekli oyuncuların bir süre bir arada kalmalarını sağlayıp birbirlerine iyice alışmalarını ve metot oyunculuğuna uygun olarak rollerinin önemli yanlarını öğrenmelerini ve kendi aralarında tartışmalarını sağlaması sonuç vermiş. Hem de çok güzel sonuçlar vermiş. Zira görselliği (ya evet, geç kabul ettim ama çok etkileyici bir görselliği var adamın, etkiliyor yani) yanı sıra oyunculuktaki yeteneği, disiplini ve hevesiyle dikkatimi çeken (aynı zamanda sevgimi ve saygımı kazanan) Chris Evans’ın performansı da çok iyi. Bu iki isim haricinde Hiroyuki Sanada karizmasıyla ve ziyadesiyle ciddiye aldığı rolüyle fazlaca beğenimi kazanan aktörlerden. Fakat dediğim gibi, ekibin tümünün performansı çok iyi ve birliktelikleri de aralarındaki uyumla adeta parlıyor.

sunshine-3

Oyuncu kadrosunun, filmdeki misyonun “on behalf of all mankind (tüm insanlık adına)” mottosuna en güzel şekilde hizmet etmesi için farklı ırklardan seçilmiş olduğundan bahsetmiştim. Bu noktada özellikle, önümüzdeki 50 yıllık süreç içerisinde Amerika ve Çin’in uzay programlarının büyük gelişme göstereceğinin öngörülmesiyle kast ağırlıklı olarak Amerika/Asya kökenli oyunculardan seçilmiş. Danny Boyle’un, Stanley Kubrick’in 2001: A Space Odyssey’inden, Andrei Tarkovsky’nin Solaris’inden ve Ridley Scott’ın Alien’ından esinlenerek çektiği bu filmin, konunun işlenişi, dili ve oyuncu performanslarıyla beni en az onlar kadar etkilediğini söyleyebilirim. Çünkü ilerleyen senelerde bahsi geçen filmler gibi bir klasik olabileceğini söylemek belki bu tarzın daha güçlü temsilcileri varken biraz büyük bir iddia olur. Ama onca temsilci arasında ben gönül rahatlığıyla kişisel favorim olarak Sunshine’ı gösterebilirim.

Herkese keyifli seyirler dilerim.

Yorumlar

  • Başucu filmlerimden bir tanesi. Her ne kadar bir bilimkurgu filmi olsa da, soyut anlatımlara sahip olduğu için ve bilimsel gerçeklikler konusundaki hatalarından ötürü yerden yere vuranlar var maalesef.