Kahramangiller

Güzel ve Çirkin ve Müzikal: “Ne de Olsa, Burası Fransa!”

Disney’in “Güzel ve Çirkin” adlı animasyonu 1991’de, yani bundan aşağı yukarı 25 yıl önce çıkmıştı. 1989’da, Küçük Deniz Kızı’nın 84 milyonluk gişe başarısı ve Under the Sea adlı şarkısı ile kaptığı Oscar’dan sonra, Disney daha bile hırslı bir atılım yapmak istiyordu. Bu kez ünlü masal Güzel ve Çirkin’i uyarlamaya karar verdiler. Bu ilk değildi; masalı çizgi film haline getirmeyi 1930 ve 50’lerde de denemişlerdi, ama hikayenin gidişatı konusunda bir türlü anlaşamayıp, projeyi rafa kaldırmışlardı. Firma, Küçük Deniz Kızı’nın yönetmenleri Ron Clements ve John Musker’a “Bir el atsanız?” demesine rağmen, ikisi de “El insaf! Yorulduk!” diye cevap vermişlerdi.

Ama bu kez kimsenin vazgeçmeye niyeti yoktu. Yönetmen koltuğuna Disney’in iş bitirici troykasından Gary Trousdale ve Kirk Wise birlikte oturdular, Don Hahn da prodüksiyonun başına geçti. Müzik Küçük Deniz Kızı’yla onlara Oscar getirmiş Alan Menken‘e teslim edildi; şarkı sözlerini de yine Howard Ashman yazacaktı. Menken’le Ashman zaten yıllardır birlikte çalışıyorlar ve müzikal yazıyorlardı. Buradaki üzücü detay; Ashman’ın 1991’de henüz 40 yaşındayken AIDS hastalığına yenik düşerek, filmin galasından önce vefat etmesi ve son günlerine kadar yazdığı şarkıların yine Oscar kazandıracak başarısını görememesiydi.

Disney Rönesansı’nın Bir Müzikalin Kollarında Yükselişi

Güzel ve Çirkin’in getirdiği olağanüstü başarıyı size şöyle anlatayım; ilk kez bir animasyon, En İyi film Oscar’ına aday olmuştu. O yıllarda (1992) henüz animasyonun kendi kategorisi yoktu, ta 2001’e kadar da olmayacaktı. Güzel ve Çirkin en iyi film seçilemeyecekti o ayrı, ama rakipleri arasında Dalgaların Prensi ile JFK gibi klasikler vardı ve o sene Oscar’ı alan film de zaten Kuzuların Sessizliği’ydi. Yani bir animasyon ilk kez bu klasiklerle eşit bir yerde görülmüştü.

Bunu taçlandırırcasına, dünya çapındaki gişesi tam 425 milyon dolardı. Bu, animasyonun 25 milyon dolarlık bütçesini fersah fersah geçiyordu (2017 versiyonunun sırf pazarlama bütçesi 140 milyon dolar!). Başta Müzikal/Komedi dalında En İyi Film ödülü olmak üzere 3 Altın Küre, 5 tane Grammy, müzik dalında iki de Oscar’ı götüren Güzel ve Çirkin, Disney Rönesansı dediğimiz 1989- 99 arası dönemin, Küçük Deniz Kızı tarafından yakılmış ateşini iyice harlayacaktı.

Yukarıya, filme Oscar getiren Beauty and the Beast şarkısının videosunu ekledim. Tabii Celine Dion ile Peabo Bryson’un versiyonu daha popüler olsa da, filmde bu şarkıyı Angela Lansbury söylüyordu. Belle karakterini ünlü bir Broadway yıldızı olan Paige O’Hara, Beast’i de çocukluğundan beri aktörlük yapan Robby Benson seslendirmişti (linke tıklarsanız, Allah sahibine bağışlasın, şarap gibi bir abimiz olduğunu göreceksiniz). Güzel ve Çirkin, 1979’daki All That Jazz’dan sonra Oscar’a aday gösterilen ilk müzikaldi, halefi olacak müzikal de, 2001’deki Moulin Rouge’du diyeyim, gerisini siz anlayın.

Hal böyle olunca, 2017’deki yapımdan beklenti çok büyüktü: Hem firma, hem de defalarca şarkıları dinleyerek büyümüş dünün çocukları, bugünün yetişkinleri açısından. Bu ikinci grup, zaten her şeye sadece kendilerinin hakkı varmış gibi düşünen bencil bir nesil olduğu için, yapımın asıl hedefinin çocuklar olduğunu duymayı hiç istemiyordu. Üstelik, başrol için bu neslin her şeye alınan, “Wonder Woman’ı canlandıran Gal Gadot’un koltuk altları niye traşlı?” diye dahi soran feminazilerinin, politik duruşuyla hiç haz etmediği Emma Watson‘la anlaşılmıştı. Böylece, filmi acımasızca “gömmeye” hazır bir güruh oluştu, hatta sudan bahanelerle gömmeye başladılar bile.

Onlara tek sözüm var: Hepsinin canı cehenneme! Şu filme kötü diyenin içi kurumuştur, açık ve net. Tabii bunu müzikal seven insanlar için söylüyorum. Sevmiyorsanız zaten bu filme niye gidiyorsunuz? Disney çizgi filmi diye mi? E Disney çizgi filmlerinin en önemli unsuru müzik değil midir zaten?

Yaşasın Rokoko!

Niye öyle bakıyorsunuz? Bourbon dönemi Fransa’sında geçen bir müzikal için başka ne denir ki? Ama bilmeyenler olabilir diye söyleyeyim; 1780’lerin Fransa’sında “geç Barok dönem” anlamına gelen bu stilin en büyük temsilcisi, monarşinin müsrif olduğu kadar da talihsiz -hatta belki de en talihsiz!- kraliçesi Marie Antoinette’dir. Rokokonun bütün dokusu, ihtişamı, renkleri, Beast’in gitgide aydınlanan şatosundan tutun, Belle’nin o sapsarı, şahane elbisesine kadar filme yansımıştı.

Zaten Rokoko stiliyle Beast’in şatosunun ilk verdiği ürkütücü Grotesk etki başta tezat dursa da aldanmayın. Bu ikisi, gizemciliğe olan ilginin fazlasıyla yükseldiği 18. yüzyılın hep kafa kafaya giden akımları olmuşlar ve bir dönemin sonunu getirmişlerdir. Bu iki gösterişli tarzdan bıkkınlıkla (ve bedel olarak büyük bir vahşetle) sıyrılan, basitliği ve eşitliği erdem sayan Aydınlanma Çağı’nın düşünürleri bir de gelip şimdiyi görselerdi keşke, ama uzatmayayım.

Açıkçası trailer’dan pek umutlu değildim, fakat Hollywood’un trailer yapma yeteneklerini esrarengiz bir biçimde nasıl kaybedip Türk filmi fragmanları kalitesine düşmesi başka bir yazının konusu olabilir. İtiraf edeyim ki, film beni daha açılış sahnesinde, Camille Saint-Saëns’in Aquarium’undan esinlenilmiş notalarla yeniden havaya soktu, zaten o müziğin etkisinde kalmamak pek mümkün değil. Ama havaya girmeseydim bile, hemen arkasından gelen “Belle” ve Villeneuve kasabasının harika yansıtılışı ile “Of, mizansene bak arkadaş!” diye yine koltuğa çakılırdım.

Gelelim Karakterlere ve Kadroya

Emma Watson’a bu rolün neden önerildiği çok açıktı; açık ara en “geek” Disney Prensesi olan Belle ile, aktrisi dünyaya tanıtmış kitap kurdu, zor durumlarda bile soğukkanlılığını yitirmeyen, çocuklar için yazılmış en “badass” kadın karakterlerden biri olan Hermione Granger arasında hoş bir paralellik kurulacaktı. Bir neslin “geek Disney prensesi” olmayı, hele de alt kültür bu kadar yükselişteyken ve Ana Akım’ın duvarlarına çarpa çarpa ilerliyor olsa da, kim reddeder ki?

Öyle ya, Disney isteseydi Broadway’den çok daha güzel sese sahip ve çok daha “Belle” aktrisler bulabilirdi. Ama besbelli, küçük kızlara Emma Watson’un gerçek dünyadaki personası aracılığıyla mesaj vermeyi daha uygun görmüş. Bu mesaj, filmde Belle’nin zekasını vurgulayan bir sürü sahneyle pekiştirilmiş; babası çarklı düzeneklerle uğraşırken hangi aletlere ihtiyacı olduğunu ondan iyi hesaplaması, kitap okuyacak zamandan feragat etmemek için katır ve sepetle kurduğu zekice çamaşır yıkama düzeni gibi sahneler, Disney’in geç bir günah çıkarması olarak düşünülebilir. Her Disney filminde olan anne figürü eksikliğini bile, filme animasyonda olmayan ek bir plot koyarak daha ilginç hale getirmeye çalışmışlar.

Bence en anlamlı mesajlardan biri, Belle’nin küçük bir kıza okumayı öğretmeye çalıştığı sahnede, sayfada görünen mavi kuş: Belle’nin kıyafetleri neredeyse bire bir animasyonun kopyası ve köydeki giyimi mavi beyazdır. Belle, okuyan bir kızdır, kasabada kitaplara meraklı, durağan yaşamdan sıkılan tek kişidir. Mavi kuş, kanatlanıp uçmak isteyen, yeni şeyler görmek isteyen aklı simgeler; Belle, köylülerin tuhaf, biraz da korkutucu bulduğu bu bilgi açlığını “taze bir beyne” aktarmaya çalışırken pek tabii azar işitir. Trump’ın politika sahnesine girmesiyle birlikte, Hollywood’da böyle sahnelerin ne kadar arttığına dikkat ettiniz mi?

Yorumlar

  • yarın kızımı da alıp gideyim bari. teşekkürler.