Kahramangiller

Hacksaw Ridge – Mel Gibson Strikes Back!

Mel Gibson 2006’da çektiği son filmi Apocalypto’dan bu yana yönetmen koltuğuna oturmuyordu, daha doğrusu oturamıyordu. Çünkü önce Passion of Christ filminde Yahudilerin tepkisini çekmiş daha sonra da alkol aldığı bir gece antisemitik söylemlerde bulunması üzerine deyim yerindeyse Hollywood’tan aforoz edilmişti. Bu skandalın yaşandığı 2008’den beri 3-4 vasat filmde rol almak haricinde kayda değer bir iş ortaya koyamadı. Ta ki bugüne kadar. Gibson, uzun bir aradan sonra Hacksaw Ridge filmiyle yönetmenlik koltuğuna tekrar oturmayı başardı.

Hacksaw Ridge yaşanmış bir hikayeden uyarlanmış, İkinci Dünya Savaşı sırasında Andrew Garfield’ın canlandırdığı Desmond T. Doss isminde bir vicdan-ı retçi bir erin yaşadığı zorlukları anlatıyor. Desmond T. Doss Amerika’nın taşra sayılabilecek bir köşesinde yaşayan, iyi kalpli, idealist, vatansever, sevdiceğiyle evlenme hayalleri kuran bir gençtir ve bir gün İkinci Dünya Savaşı patlak verir.

Desmond’da ülkesini seven her vatansever genç gibi vatanını savunmak için gönüllü olmaya karar verir ama bir sorun vardır, geçmişinde yaşadığı birkaç olay ve dini inancı sebebiyle eline silah almamaya yemin etmiştir. Bu yüzden savaş alanında sıhhiyeci olarak çalışmaya karar verir ve gönüllü olur. Eğitimdeyken bu garip prensibi sebebiyle pek çok sıkıntı çeker ve onun anlayışına karşı olan kişilerle mücadele edip ülkesi için savaşmayı – daha doğrusu hayat kurtarmayı – amaçlar deyip burada bırakayım. Herhalde konusu kafalarda az çok netleşmiştir fazla spoiler’a girmek istemiyorum.

hacksaw1

Filmin konusu sizce de başlarda çok “Mel Gibson vari” göründü değil mi? Dürüst, fedakar esas oğlanımız ve onun kadar idealist olan esas kızımızın aşkı daha sonra ana karakterin ideali uğruna savaşması falan. Braveheart’te de görmüştük benzerini. Başlarda durum böyle gözükse de filmin ayrıştığı en net nokta ana karakterimizin en büyük iki idealinin birbiriyle çakışması aslında. Vatanseverlik ve şiddete karşı durmak. İşte filmimiz ana karakterin yaşadığı bu ikilemi anlatıyor. Senaryosu da gayet iyi filmin ama bazı sıkıntılar da yok değil. Mesela günümüzde çıkan filmlerde giriş, gelişme, sonuç bölümü keskin hatlarla birbirinden ayrılır genelde. Bu Hacksaw Ridge için pek de geçerli değil. Ayrıca bazı yerlerde buralar atılsa daha iyi olurmuş dediğim de oldu.

Görsel kalite açısından da belli bir çıtanın üstünde. Özellikle Savaş sahneleri epey başarılı çekilmiş ve gerçekçi olmuş bu sahneler – absürt kaçan bir sahne hariç –iki tarafında her şeyi ortaya koyarak savaştığını ve “savaşın vahşeti” hissini gayet iyi veriyor. Özellikle son yarım saatte savaş alanındaki gerilimi ve adrenalini hissedebiliyorsunuz. Ayrıca oyunculuktan çok anlamasam da kadrosunda Andrew Garfield, Teresa Palmer, Sam Worthington, Hugo Weawing gibi isimleri barındıran filmde herhangi bir performans gözüme batmadı.

hacksaw2

Filmin genel hatlarından geçtiğimize göre can alıcı soruyu sormanın vakti geldi sanırım. Hacksaw Ridge bir propaganda filmi mi? Bu soruya gönül rahatlığıyla hayır cevabını verebilirim. Bazı yerlerde keyif kaçırıcı şekilde İncil vurgusu yapılsa da aslında bu karakterin kişiliğiyle -tabi tarihsel gerçekliği de var – alakalı bir durum olduğundan eğreti durmuyor. Ayrıca filmin sonundaki sahne savaşın başından beri düşman gözüyle baktığımız Japonların da aslında insan olduğunu ve savaşın her iki taraf içinde yıkıcı olduğu mesajını veriyor. Savaş sırasında yaşanan kayıplarda durumun ciddiyetini gösterir nitelikte.

Sonuç olarak Hacksaw Ridge meselesini gayet iyi anlatan, güzel sahnelerle bezeli, sonunda seyirciyi etkilemeyi başaran gayet iyi bir film. Eğer bu hafta sonu sinemaya gitmeyi düşünüyorsanız iyi bir tercih olabilir. Özellikle şu sırada vizyonda olan bizim ülkemizden çıkma sıradan bir milliyetçi propaganda savaş filmindense, Hacksaw Ridge çok daha iyi bir tercih.

Yorumlar