Kahramangiller

Hayvan Olmaktansa Âşık Olmak mı, Hayvan Gibi Âşık Olmak mı? – The Lobster

“Ete kemiğe büründüm, Yunus diye göründüm…”

Daha önce hiç, sahip olduğunuz suretten başka şekillerde görünmek istediğiniz oldu mu? Rüyalarınızda, fantezilerinizde ya da belki de kendi hikâyelerinizde mutlaka bambaşka kılıklara bürünmüşsünüzdür. Belki de ölüm ötesine, ölüm sonrasına dair inanışlarınız dâhilinde bu ihtimali gözden geçireniniz olmuştur. Peki ya suretinizden memnun olduğunuz bir hayatta, sırf karşı cinsle eşleşmeksizin, yalnız bir hayat sürdüğünüz için size ömrünüzün geri kalanını bir başka surette geçirmeniz gerektiği söylenseydi?

lobster-1

1973 doğumlu Atina’lı genç yönetmen Yorgos Lanthimos, kendisinin kaleme aldığı İngilizce dilindeki ilk uzun metrajlı filmi The Lobster’da bizlere böylesi büyük bir çıkmazın irdelendiği bir distopya sunuyor. Bizleri bekliyor olması olası bu kurgusal gelecekte, bekâr olan ya da dul kalan insanların her biri, kendilerine birer eş bulmak üzere bir otele kayıt yaptırmak zorunda bırakılıyorlar. Kayıtlarını otele yaptırırken, gerçekleştirdikleri birçok işlemin yanı sıra bir de kayıt alan görevliye, kendilerine verilen kırk beş günlük süre içinde uygun bir eş bulamadıkları takdirde, yaşamlarının geri kalanını hangi hayvan formunda geçirmek istedikleri soruluyor. Çünkü kırk beş gün sonunda kendine, kendi özellilerine uygun, anlaşabileceği bir eş bulamayan ve yasalara uygun yaşayan her vatandaş, özel bir odada kendi seçtiği bir hayvana dönüştürülüyor.

lobster-2

Bizim filmimiz de, kısa bir süre önce eşi kendisini bir başka erkek için terk eden ve bir köpeğe dönüştürülmüş ağabeyiyle yaşayan David’in (Colin Farrell) otele başvurmasıyla başlıyor. David, kaydını tutan otel görevlisine, kendisine bir eş bulamadığı takdirde yaşamına bir ıstakoz olarak devam etmek istediğini söyledikten sonra odasına alınıyor. David, oteldeki ilk gecesinden itibaren, sırf yalnız yaşamanın zararları ve çift olmanın faydaları daha iyi anlaşılabilsin diye uygulanan tuhaf kuralları ve ortaya koyulan başarısız skeçler ve söylevleri garipsiyor ancak bir taraftan da kendisine verilen zamanı en etkin şekilde değerlendirmeye çalışıyor. Çünkü otelde kalan herkes, her gün otele yakın bir ormanlık arazide yasalara aykırı bir şekilde örgütlenip tek başına yaşama kararı alan insanları avlamaya çıkıyorlar. Silahlarıyla bu insanları bayıltıp otele getirtmeyi başaran her bir otel sakini, geriye kalan günlerine fazladan günler eklemeyi başarıyor.

lobster-3

Bu şartlara alışmaya ve bir yandan da kendine uygun bir eş bulmaya çalışan David, kısa zaman sonra her türlü duygusundan arınmış tuhaf ve sadist bir kadını gözüne kestiriyor. Bu arada otelde kalan diğer insanlar arasında The Limping Man (Aksak Adam – Ben Whishaw) ve The Lisping Man (Peltek Adam – John C. Reilly) ile arkadaşlığını da geliştiriyor. Mastürbasyon yaparken yakalandığı için elleri ekmek kızartma makinesinde yakılan Peltek Adam ve aksaklığıyla bir yere varamayacağını anladığı için sürekli burnu kanayan bir kıza, kendi burnunu sıklıkla kanatarak, böyle bir ortak özellik üzerinden yanaşmaya başlayan Aksak Adam’ın da etkisiyle, kendisinin de bir an evvel harekete geçmesi gerektiğini fark ediyor. Bunun üzerine, Heartless Woman’a (Kalpsiz Kadın) yaklaşmanın çarelerini arıyor ve tıpkı onun gibi hissiz görünerek bunu bir noktaya kadar başarıyor. Ancak Kalpsiz Kadın’ın kalpsizliğinin ona ciddi anlamda zarar vermeye başladığını anlayacağı bir gün, bekâr avlamakta bir numara olan bu kadını alt ederek otelden kaçıyor ve ormana, diğer bekârların yanına gidiyor.

lobster-4

Kısa zaman sonra ormandaki koloninin kurallarının, başlarındaki insafsız kadın liderin (Léa Seydoux) amansız gözetimiyle, neredeyse oteldekiler kadar tuhaf ve katı olduğunu anlıyor ama yine de buradaki kadınlardan birine (Rachel Weisz) âşık olmaktan kendini alamıyor. Ve hikâyemiz, aradıkları aşkı bulmaları gerektiği yerde bulamayan bu iki kapana kısılmış âşık üzerinden devam ediyor.

Film, İrlanda, Birleşik Krallık, Yunanistan, Fransa ve Hollanda ortak yapımı olarak karşımıza çıkıyor ve 2015 Cannes’da Palme d’Or için yarışan film, Jüri Özel Ödülü’nü kapıyor. Colin Farrell bu film için kilo alıyor ve gerçekten karakterinin sınırlarını oldukça iyi çizerek ciddi bir performansla karşımıza çıkıyor. Filmde ayrıca her bir yan karakter üzerinde de ciddiyetle düşünülmüş bu karakterlere hayat verecek oyuncuların performanslarının fazlasıyla önemsendiği görülüyor. Zaten filmde boy gösteren Ben Whishaw, John C. Reilly, Rachel Weisz ve  Léa Seydoux gibi isimler de, başarıları da birçok sinemasever tarafından kabul edilmiş aktörler.

lobster-5

Yorgos Lanthimos, henüz hiçbir filmini seyretmemiş olan sinemaseverlerin bir an evvel mercek altına alması gereken yönetmenlerden. The Lobster da iyi oyunculuklarla giden farklı ve özgün bir kurguyu keyifle seyretmek isteyen arkadaşlara tavsiye edebileceğim en güzel filmlerden biri. Vakit kaybetmeden göz atmanızda fayda var.

Herkese iyi seyirler.

Yorumlar