Kahramangiller

İnsanlığa İsyan Eden Bir Prometheus Destanı: The Man Who Stole The Sun

Kurguların çoğu bir şeyleri korumak için savaşan kahramanları konu alır. Fakat bu, o türden bir hikaye değil.

Makoto Kido (Kenji Sawada) bir lisede fizik ve kimya öğretmenidir. Bütün gün bezgin bakışlarla uzaklara bakan, uykusuzluktan muzdarip Kido, sadece öğrencilerine doğa ve enerjinin ilişkisi üzerine tiratlar attığı fizik derslerinde yaşam ibareleri gösterebilen, öğrencileri tarafından bile kale alınmayan sönük bir tip çizmektedir. Öte yandan gerçek hiç de öyle değildir. Kido’nun asıl kişiliği bir laboratuvara dönüştürdüğü evinde açığa çıkmaktadır. O aslında formül tabloları, kimyasal maddeler, devreler ve kablolarla doldurduğu evinde saat gibi ilerleyen bir planla bir gün nihai amacını gerçekleştirmeye hazırlanmaktadır.

Günün birinde, sınıfın çıktığı okul gezisinde otobüsleri imparatorla konuşmak istediğini söyleyen bir meczup tarafından kaçırılır. Kido, hiç beklenmeyen bir şekilde, rehinelerle pazarlık yapmaya gelen polis komiseri Yamashita (Bunta Sugawara)’ya yardımcı olur. Böylece rehine krizinin çözülmesine pay sahibi olur ve bir “kahraman” ilan edilir. Öte yandan onun kişisel savaşı daha yeni başlamaktadır.

Ekipmanlarını hazırlayıp denizden Tokai Nükleer Santrali’ne çıktığı ve oradan bir plütonyum tüpü çaldığı bir operasyon gerçekleştirir.  Kendisine #9 ismini vererek (zira 1979 yılında sadece 8 ülke nükleer silaha sahiptir!) ve Japon hükümetine bir dizi anlaşılmaz isteğin yeraldığı (ki bunların içerisinde 23 milyon $’a denk bir para, beyzbol maçlarının reklamsız yayınlanması, okulların tatil edilmesi, hatta konserleri, üyelerinden Keith Richards’ın üzerinde uyuşturucu madde bulunması yüzünden iptal edilen Rolling Stones’un konser için yeniden Japonya’ya getirtilmesi de vardır!) bir ültimatom vererek onları bir nükleer saldırıyla tehdit eder.

Zero takma isimli bir DJ’i (Kimiko Ikegami) kendine sözcü olarak belirlemesinin ardından olaya el koyan Yamashita, tüm teşkilat bu adamın bir meczuptan başka bir şey olmadığını düşünürken durumu ciddiye alır ve sadece ses karıştırıcısı üzerinden dış dünyayla iletişim kuran bu saldırgana karşı kişisel bir savaş başlatır. Sonuç her ne olursa olsun, bu savaşın sonunda ikisinden sadece biri amacına ulaşacaktır.

prometheus-1

Gelecek kuşakları giderek tektipleştiren modern dünya, belirsizlik, iletişimsizlik, nihilizm, nükleer silahlanma ve bireysel normların tam olarak ne olup ne olmadığı hakkında satirik bir anlatı olarak özetleyebileceğimiz bu film, 147 dakika süresince mesajlarını sıkıcı olmaktan çıkartmak için video klip estetiğinde bir görsellik kullanmaktadır. Filmin önemli bir kısmı (rakamla belirtmek gerekirse 45 dakikası) ev imkanlarıyla nükleer bir silahın nasıl yapıldığına adım adım değinmesine karşın tıpkı Frederic Forsyth’ın Fourth Protocol kitabında olduğu üzere bu adımları aynen izlemeye çalışacak insanların çıkabilmesi ihtimaline karşın teknik bilgi gerektiren ince detaylar bilerek atlanmıştır.

70’lerin pop ve rock ikonu olan ve “Japonya’nın David Bowie’si” olarak anılan Kenji Sawai’nin büyük bir başarıyla canlandırdığı Kido karakteri adeta yarınları olmayan bir dünyaya karşı kendi cevabı olarak güneşe denk bir gücü çalarken toplumu içinde yaşadığı hayatın anlamsızlığıyla yüzleştirmeye çalışır.  2012’de aramızdan ayrılan ve 1960’lardan yakın döneme dek, içerisinde kurguyla belgeselin en belirsizleştiği yapıtlardan olduğunu söyleyebileceğim Nangyoku Monogatari’den Japonya’nın Godfather’e cevabı olarak özetlenebilecek The Battles Without Honor and Humanity külliyatına dek birçok eserle hatırlanabilecek olan Akademi ödüllü oyuncu Bunta Sugawara ise gerçek hayatta II. Dünya Savaşı’nı çocukken yaşamış bir birey olarak bir kahramanın girdiği tek taraflı yolu görmemizi ve hissetmemizi sağlar.

prometheus-2

Ana hikaye ve senaryosunun yarısı, Kiss of Spider Woman filmiyle Oscar ödülü adayı olan ve 2006 yılında aramızdan ayrılan Leonard Schrader (ki film gösterime girdiği sıralarda kendisi eşiyle birlikte Japonya’da ikamet eden bir yabancıydı) tarafından yazılan film aynı zamanda kendisinin Japon sinemasında gerçekleştirdiği önemli çalışmalar arasında sayılmaktadır.  Bu filmler arasında Robert Mitchum’un başrolünde yeraldığı Yakuza, Yukio Mishima’nın hayatı ve ölümü üzerine odaklanan Mishima ve bir aile komedisi olan Tora’s Dream of Spring bulunuyor.

Yorumlar