İyi, Kötü, Çirkin: Kimse İyi Değil!

1966 yapımı dünyanın en bilinen, birçok otoriteye göre de en iyi spagetti western’lerinden biri olan “İyi, Kötü ve Çirkin” yani orijinal adıyla “Il Buono, il brutto, il cattivo”, henüz Western klişelerinin klişe bile olmadığı dönemde bunları yıkan, aykırı ve sürükleyici bir filmdir. Efsane İtalyan yönetmen Sergio Leone’nin elinden çıkma olan film bilinenin aksine orijin hikâyesi ile başkarakterler olan Clint Eastwood, Lee Van Cleef ve Eli Wallach dışında içerisinde ne Hollywood’a ne de Birleşik Devletler’e dair herhangi bir şey barındırmaz.

Spagetti Western türünü kimliğine kavuşturan yönetmen olarak bilinen Sergio Leone daha sonraları “Once upon time in America” gibi kalburüstü yapımlara imzasını atmış olsa da hiçbir zaman bu yapımın seviyesinde bir eser daha ortaya koyamamıştır. Ancak bu durumu başarısızlık olarak değerlendirmek gülünç olur, zira daha sonra hiç kimse bu yapımın seviyesinde bir Western ortaya koyamamıştır.

Ön Not:  Spagetti Western, genel kanının aksine İtalyan veya İspanyol yapımcıların Amerikan topraklarına ait olan hikâyeleri daha ucuz yapım maliyetleri sebebiyle İtalya ve İspanya’da çektiği filmlerdir. Hikâyesi, atmosferi ve başrol oyuncusu Amerikan olan bu yapımlar ucuz maliyetlerine karşın Hollywood filmleri ile kıyaslanır ve çoğu zaman da öne geçerler. Clint Eastwood bu dönemde yıldızı parlayan Amerikalı oyunculardan biridir.

Filmin Hikâyesi

Film, iç savaşın hüküm sürdüğü dönemin Amerikan topraklarında ahlak mefhumunu bir kenara bırakmış farklı kimliklerdeki üç serserinin hikâyesini konu alır. Kendilerine Blondie, Tuco ve Angel Eyes denilen bu üç silahşör, bir şekilde haberini aldığı yüklü miktardaki gömülü ganimetin peşine düşer. Birbirlerine sürekli kazık atmakla meşgul olan Tuco ve Blondie (Evet Cüneyt Arkın’ın oynadığı “Üçkağıtçılar” filmi aklınıza geldiyse o da esin kaynağını bu filmden almıştır. Hala hatırlamayanlar Bknz: Piç Rıza) çevirdikleri düzenbazlıkların bir yerde sonuna gelmiştir.

Tuco, Blondie’yi öldürme arifesindeyken bir piyango ile karşılaşırlar. Başkaları tarafından elde edilmiş bir ganimet mezarlıktaki bir mezarın içine gömülmüştür. Mezarlığın adını Ugly dediğimiz Tuco, mezarın adını da ölmek üzere olan birisinden şans eseri Good yani Eastwood’un canlandırdığı Blondie öğrenir. Bu durumda ister istemez Blondie ile Tuco tekrar işbirliği yapmak durumunda kalacaktır. Bu esnada orduda kirlenmiş bir asker olarak görev yapan eski kiralık katil Angel Eyes da ganimeti öğrenir ve çetesi ile birlikte el koymak için harekete geçer.

Film Hakkında

Hikâye anlamında harikalar yaratmayı vaat etmeyen yapımın asıl vurucu silahı olayları işleyiş şeklidir. Film içerisindeki birçok sekans hala daha referans olarak kullanılmaktadır. Bunlardan birkaçını sıralamak gerekirse filmin adına karşın hikâyede gerçekten bir iyi bulunmamaktadır. Angel Eyes (Kötü) para için her şeyi yapabilecek, ahlak kavramından tamamen yoksun, zeki ve acımasız birini, Tuco (Çirkin) yine para için hemen her şeyi yapabilecek, genelde şansı yaver gitmeyen biraz daha saf ve içinde bir yerde ufak bir parça iyilik olan birini anlatır.

Clint Eastwood (Blondie)

Bu anlamda Çirkin ile Kötü arasındaki fark Kötünün daha kurnaz ve zevk için bile birilerini öldürebilecek kapasiteye sahip olmasından fazlası değildir. Yoksa ikisi de kötüdür. Eastwood’un canlandırdığı Blondie (İyi) ise yine aynı paranın peşinde koşan kanunsuz bir adamdır. Diğerlerinden tek farkı insan öldürmeyi gerek olmadıkça(!) tercih etmemesidir. Yoksa ortada iyi namına bir şey yoktur. Bir de kazık dahi atsa Tuco’ya birkaç dolar ateşlemeyi ihmal etmez. Bu da aslında iyi olduğundan değil de Tuco’yu daha çok kızdırmak içindir. Aslında bizim şu sıralar adını sıkça andığımızı anti-kahraman karakter, 1966 yapımı bu filmdeki Blondie ile ilk örneklerinden birini göstermiştir.

İlham Kaynağı

Birçok külte ilham kaynağı olmuş onlarca sekansın arasında belki de en vurucu olan son sahnedeki üçlü silah düellosu ya da Geek Terminolojimizde ismiyle; Meksika Açmazıdır. Bu sahne kendinden sonra gelmiş başarılı başarısız birçok film ve hatta video oyunu tarafından tekrarlanmıştır. Bunlardan en bilineni filmin çok büyük bir hayranı olan Quentin Tarantino tarafından “Rezervuar Köpekleri” filminde gerçekleşmiştir. Tabi elbette Tarantino her zaman kanlı yolları daha fazla sevdiğinden bu kısmı kendince daha vahşi bir şekilde yorumlamıştır.

Tarantino’nun takdir ettiği tek nokta bu da değildir üstelik. Filmin 52 yıl sonra bile dünyanın hemen her yerindeki insanlar tarafından kulak aşinalığı olan jenerik müziğinin sahibi Ennio Morricone’yu yıllar sonra çektiği “Hateful Eight” filminin müziğini de yapmak için ikna etmiştir. Birçok sahnesinde “İyi, Kötü ve Çirkin” e saygı duruşunda bulunan “Hateful Eight” açıktır ki kendisini Tarantino’nun bu klasiğe olan saygısına yaslamaktadır. Bilmeyenler için Morricone’un Jaws’ın klasik müziğinin ve Yıldız Savaşları’nın imparatorluk marşının da bestekârı olduğunu söylemekte fayda var.

Meşhur Meksika Açmazı sahnesi

Bunlardan bahsederken elbette bu kadar başarılı bir yapımın görsel sunularını göz ardı etmek mümkün değildir. Göz alabildiğince uzanan ıssız çöllerden yakın plan yüzlerin çekimine, sert savaş sahnelerinden minimalist karelerin olduğu sahnelere kadar yapımın fotoğrafik duruşu göz ardı edilemez. Sırf bunu anlayabilmemiz için filmin ilk on dakikalık kısmı herhangi bir söz söylenmeden yalnızca gözlerimize hitap eder.

Son olarak söylemek gerekirse 1966 yılından sonra çekilmiş ve içinde toz, toprak ve altı patlar bulunan her film bir şekilde bu eserden etkilenmiştir. Bu, müziğinden, atmosferinden ya da sekanslarından olabilir ancak muhakkak bir yerlerde “İyi, kötü ve çirkin” kokusu gelir burnumuza.

Kısa Notlar

  • Karakterlerin yüzleri dönemin ruhunu anlatırcasına kirli sakallı, pis ve dağınıktır. Bu gerçekçilik 2000’lerin başlarına kadar yerli sinemamız tarafından henüz tam manasıyla keşfedilmemişti.
  • Köprü patlatma sahnesini dikkatle incelerseniz fırlayan büyükçe bir kayanın Clint Eastwood’un hemen yanına isabet ettiğini görürsünüz. Müthiş bir şans eseri olarak bundan yaralanan olmamıştır.
  • Mezarlıktaki son sahnelerde Tuco sağ tarafındaki köpeği görüp bir anlık korkar. Oradaki köpekten Eli Walach’ın gerçekten de haberi yoktu.
Bu yazı, "Ünlü Yönetmenlerden Sinema Klasikleri" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar