Kahramangiller

Japon Hikayeciliği’nde Korku Unsuru Üzerine

Korkunç hikayeler, insanların hikaye anlatmasından bile önce anlatılıyordu desek yanlış olmaz. Korku türü halk hikayeleri ölümü incelemek, üzüntü ve açıklanamaza duyulan ilgiden doğmuştur ve hala daha insanların bu alanlardaki merakı sayesinde canlı kalmayı başarmıştır. Japon Hikayeciliği’nde de durum böyledir. Günümüzde biraz daha eğlence sektörüne hizmet eder hale gelmiş çizgi roman/manga, oyunlar ve filmler gibi ürünlerde sık sık kullanılmaya başlanmıştır.

Bugün de sizlere “Japon Hikayeciliğinde Korku Unsuru”ndan bahsedeceğim.

Japon korku hikayelerinin bu kadar değişik ve ünlü olmalarının sebebi Japonların korku konseptini kendilerine has bir şekilde işliyor olmalarından kaynaklı. Hikaye anlatıcılığında olay örgüsü, anlatım şekli gibi unsurlar bir hikayeye dinleyicinin kendisini kaptırması için oldukça önemli unsurlardır. Gelin görün ki korku türünde bu daha da ön plana çıkıyor.

Japon Hikayeciliği

Basit olarak Japon Halk Hikayeciliği’nden bahsetmeden önce bizim daha aşina olduğumuz Batı Hikayeciliği’nden bahsetmek istiyorum, ki Japon hikayeciliğinde kullanılan yapı ile nerelerde ayrılıyoruz görelim;

  1. Batı Hikayeciliği: Olay örgüsü karakterin amaçları doğrultusunda ilerler. Hikayenin parçaları veya bölümleri, ana karakterin esas amacına ulaşmak için yapması gereken alt-amaçlar ile yönlendirilir ve karakterin bu sıradaki başarıları veya başarısızlıkları da sonucun nasıl olacağını belirler. Örnek olarak Külkedisi‘ni verebiliriz. Külkedisi’nin net ve tek bir amacı var “Baloya gidip Prens ile tanışmak” ve hikaye de bu amacı zora sürükleyecek olaylar etrafında gelişir.
  2. Japon Hikayeciliği: Olay örgüsünü başından sonuna taşıyacak olan amaçlar ve alt-amaçlar olmadan, klasik Japon hikaye yapısı aksiyonlar ve bu aksiyonlara verilen reaksiyonlar ile karakteri tematik olarak eşi benzeri olmayan bir sonuca götürür. Hatta genel itibari ile bu aksiyonlar karakterin kontrolü dışında gerçekleşen bir dizi olaydır ve karakterin motivasyonları, amaçları bu olaylardan bağımsızdır ve bu motivasyon/amaçlar üzerinde Batı hikaye anlatımında olana nazaran üzerinde pek fazla durulmaz.

Japon Hikayelerinde İki Yol

  1. Basit aksiyon ve reaksiyon yapısı: Karakterin kendi hareketleri ve içerisinde bulunulan evrenin bu hareketlere olan reaksiyonu ile hikayeyi bir sonuca bağlar ve bu sonucun karakterin amaçları ile bir bağlantısı olmasına gerek yoktur.
  2. Karmaşık aksiyon ve reaksiyon yapısı: Ana karakterin amaçları da işin içerisine girer ama Batı Hikayesi’nin aksine, karakterin amaçları yine de hikayeye yön vermez. Bu hikayelerde ana karakterin değil de kötü karakterin amaçları doğrultusunda izleyeceği bir yol bulunur ve yine kötü karakterin yolu anakarakter ile kesişir.

Japon Korkusunun Yapısı

Japon halk hikayeleri hakkında bu kadar çok bilgiyi vermemin nedeni, bir çok Japon korku hikayesi halk hikayelerinden esinlenilerek veya doğrudan geçmişten günümüze gelen halk hikayeleri olmalarından dolayı. Yani halk hikayelerinin anlatımı ile bir çok benzerlik göstermektedirler; izlenecek yollar, amaçlar olmadan, aksiyon-reaksiyon modelini kullanır.

Karakterin herhangi bir amacının olmayışı korku hikayeleri için oldukça işe yarayan bir özellik. Okuyucuların ana karakterin yerine kendilerini koyabilmeli ve onunla empati kurabilmeleri gerekir. Bu sebeptendir ki, birçok Japon korkusunun ana karakteri her gün karşılaşacabileceğimiz liseliler, üniversite öğrencileri veya sararimanlardır.

Aksiyon-reaksiyon hikaye modeli korku konsepti için harikalar yaratıyor çünkü umutsuzluğu ön plana çıkartan kesin olmayan bir gerçeklik yaratılıyor. 1980’lerde Guniea Pig serisi o kadar gerçekçi bir his ve görsellik sunmuş ki FBI bir araştırma başlatıp bu filmlerin gerçekten de sadece kurgu olup olmadıklarını soruşturmuş.

Japon hikaye yapısının bu iki anahtar unsuru Japon korkusunun en önemli parçalarıdır. Ana karakterin yaptığı belirli bir aksiyon ile hikaye başlar; ya lanetli bir video kaset izlerler ya da kendileri ile bir ilgisi olmayan biri veya bir şeyin yaptığı bir aksiyon sonucunda karakterimiz direk olarak etkilenir. Bu belirli aksiyon da karakterin bu dünyadan olmayan bir şey tarafından hedef alınmasına sebebiyet verir. Başka bir senaryo örneği olarak da yine kendi kontrolleri dışında bir olay gelişir ve onları bir lanete, hastalığa veya ruhsal bozukluğa sürükler.

Yorumlar

  • Atıl Uzun

    Lafcadio Hearn’ın Kvaidan isimli öykü kitabını öneririm. Burda bahsettileriniz gibi öyküler var kitapta.

  • Alp Bilgin

    hmmm Ito dendi

  • Bir tost

    Her şey iyi, harika da neden Kişoutenketsu yerine, ş sesini tek bir karakterle karşılayamayan ingilizce konuşurları gibi Kishoutenketsu yazmışsınız? Alışkanlık mı dır yoksa bir nedeni var mı?

    Hatta bence kişoğtenketsu denmesi bile uygun olabilir ama o konuda ben de emin olamadığım için savunma yapamayacağım…
    Kyoğ va
    Satoğsan va
    İkimaşoğ…

    Aman neyse 😀

    • Ekin

      Efendim yazinin yazari olarak cevap vereyim. Soyle ki Japonca’yi da latin alfabesi ile yazarken belirli birkac standart var onu takip ediyorum. Kafama gore yazmis degilim. Gonul isterdi ki direk olarak orijinal dil alfabe ile yazayim herkes anlasin, en dogrusu o sekilde olurdu amma ve lakin herkesin anlamasi adina “romaji” ile yazmam gerekiyordu. Turkcelestirmek adina evet haklisiniz “sh” yerine “ş” kullanabilirdim, fakat Japonca’nin latin alfabesi ile yazim standartina uymazdi. Ve yine fakat bu konuda farkli gorusler mevcut, ben sahsim adina bunu tercih ediyorum. Bundan ibaret. Tesekkurler.

  • Cihan Türe

    Ekin bey atom bombasının Japon kültürü üzerindeki etkisi hızlı geçilmiş onunla ilgili detaylı yazı olabilir mi acaba?

    • Ekin

      Tabii Cihan Hanim.