Kahramangiller

Kitapları ve Filmleri ile Harry Potter Fenomeni: Azkaban Tutsağı

Harry Potter fenomeni üzerine yazı dizimizin üçüncü bölümüne geldiğimizde, uluslararası başarısının ekmeğini yiyen bir serinin istikrarlı biçimde yükselişine de şahitlik ediyorduk. Elbette Rowling’in ilk üç kitabı bir arada yazması ve bu yüzden ilk üç kitabın üslubunun da birbirine yakın olması bu istikrarın edebi bağlamda sürmesinin sebebiydi. Film dünyası içindeyse değişen çok şey olacak ancak başarı konusunda zirve noktasına erişilecekti. Lafı daha uzatmadan iki kulvar üzerine değerlendirmeye geçmek istiyorum. Her zaman ki gibi bu yazı hem kitap hem filmlerle ilgili spoiler içerecektir.

Kitap

Mösyeler Çatalak, Patiayak, Aylak ve Kılkuyruk gururla sunar:

“Bütün ciddiyetimle yemin ederim ki hayırlı bir şey düşünmüyorum.”

Harry Potter ve Azkaban Tutsağı 1999 senesinde piyasaya çıktığında tıpkı diğer kitaplarda olduğu gibi kısa sürede en çok okunanlar listesine girip, insanların dillerine pelesenk olan yepyeni kavramlar üretti. JK’nın artık İngiltere kraliçesinden bile zengin olduğu gerçeği konuşuladursun, ilk film hazırlıkları da bu süreçte yaşanıyordu. Edebi anlamda yerini garantilemiş olan serinin ne kadar süreceği veya bize neler sunacağı henüz kestirilemiyordu. Bu açıdan okuyucunun içi rahattı. Üçüncü kitapla beraber evrenin iyice genişlemesine şahit olacak ve sonu olmayan bir yolculukta kendini kaybedecekti.

Bu kitapla beraber edebi anlamda değişen çok şey yoktu. Sırlar Odasıyla beraber olgunlaşan dil muhafaza edilmiş ve karanlıklaşan atmosfer daha bir derinleşmiş olacaktı. Her kitapla beraber artan sayfa adeti de daha geniş bir dünyanın habercisi olacaktı.

Harry Potter

Harry Potter

Azkaban Tutsağı veya orijinal ismi ile, “Prisoner of Azkaban,” bizim evrenimizle ilgili bir efsaneden beslenmeyen ilk kitaptı. Azkaban bir büyücü hapishanesiydi ve büyük oranda Alcatraz Hapishanesinden esinlenilmişti. Okyanus üzerinde bir taş parçasının üzerine kurulmuş olması ve herhangi bir mahkumun buradan kaçamamış olması mitler bu gerçeği besliyordu. Hikaye, buradan kaçmayı başarmış bir tutsağı odak noktasına koyuyordu. Sirius Black isimli bu mahkumun, Voldemort’un sağ kolu olduğu ve Potter ailesinin ölümünden sorumlu olduğu söyleniyordu. Bu durum da Harry’nin hayatı üzerinde büyük bir gerilim unsuru yaratıyor ve kitapta ona dair anlatılan her şey ile bu gerilim size diken üstünde tutuyordu.

Ruh Emiciler ve Hipogrif Şahgaga

Bir de Azkaban’ı koruyan muhafızlar vardı. Dementhor denilen bu varlıkları, çevirmenlerimiz Sevin Okyay ve Kutlukhan Kutlu, “Ruh Emici,” olarak Türkçe’mize kazandırmış ve bu yorum çokça sevilmişti. Rowling’in, “Dementia,” sözcüğünden türettiği Dementhor’un kökenine inecek olursak, bu hastalığı iyi tanımlamamız gerekir. Çokça alzheimera benzeyen ama her yaşta görülebilecek, bir çeşit hafıza kaybı, kişilik değiştirme ve bunalım durumu olarak görülen Dementia’yı yayabilen varlıklar olarak tanımlayabileceğimiz Dementhorların Ruh Emici şeklinde çevrilmesi de büyük anlam kazanıyor. Zaten Rowling’in de orta yaş bunalımını takiben yaşadığı depresyon sürecinden etkilenerek yarattığı bu varlıkların, insanların hayat enerjisini emme gibi özellikleri olduğu düşünülürse gayet yerinde bir tercih olduğu söylenebilir. Yine Rowling’in sıkı bir insan hakları savunucusu ve solcu söylemleri düşünüldüğünde, böylesi gaddar bir hapishaneyi nasıl düşlediği de büyük merak konusu.

Ruh Emiciler, tasarım olarak da bir harika. Yüzüklerin Efendisinin Nazgullarını andırmalarının yanı sıra aslında hepsinin ortak ilham kaynağı, klasik Azrail görüntüsüdür. Kara cüppeli, yüzü karanlıklar içerisindeki bu figürün de ölüm benzeri bir deneyim sunması doğru bir tasarım tercihi olmuş diyebiliriz.

Bu yazı, "Kitapları ve Filmleri ile Harry Potter Fenomeni:" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar