Kahramangiller

Nerve- Bu Oyunda Seyirci Misin, Oyuncu Mu, Yoksa…

Şu sıralar 30’lu yaşlarının ortalarındaki nesil sanırım şu sıralar oldukça ilginç bir süreçten geçiyorlar. Zira İnternet’i ve elbette sosyal medyanın var olmadığı zamanları yeterince hatırlayan son nesil onlar. Her nasılsa bundan 10 yıl önce, ortaklaşa kullandıkları World of Worldcraft hesabını haber vermeden sattı diye arkadaşını öldüren bir oyuncunun haberini duyduğumuzda “Ya öyle mi?” deyip geçtiysek, şu günlerde de Pokemon Go oynarken ölenlere/öldürülenlere de şaşırmama sürecinden geçiyoruz. Bir önceki jenerasyonun uğrunda acı çekip özgürlüklerinden vazgeçtiği nice sembol, yerini artık gerçek hayatta onay görmek adına kalıplaşmış bazı etiketleri taşımaya, sanal dünyada bile bunun bir benzerinin yaşanmasına bırakmış durumda. Kalıplaşma derken, bunun sosyal mühendislik ve algı yönetimi metotları ile ani şekilde kitlelere dayatılan, ortak birkaç hedef sunan eğlence ve öfke odaklı bir tektipleşme sürecinin de bu bağlamda kaçınılmaz şekilde ortaya çıkmakta olduğuna değinmeden geçebilmemiz mümkün değil. Roma imparatorları her nasıl geniş kalabalıkları gladyatör dövüşleri ile dizginlediyse, Portekiz diktatörü António de Oliveira Salazar’ın aynı şeyi 3F ile (Fado, Futbol, Fiesta) yaptığını belirtmişse, sanırım bundan sonra geleceğimizin 1984’den ziyade Cesur Yeni Dünya’dan çok daha uzakta olmadığını görmek çok da zor olmasa gerek.

nerve-1

Andy Warhol en meşhur tespitlerinden birisinde “Günün birisinde herkesin 10 dakikalığına meşhur olacağını” söylemişti. Bu söz söylendiğinde kuşkusuz milyarlarca insanı birbirine anında birbirine bağlayan medya, İnternet ve sosyal medyanın er geç uğrayacağı erozyon sürecini şu anki haliyle görmüş olmak olası değildi ama Warhol yaşasaydı eminim tespitinin yetersiz bile kaldığını düşünebilirdi. Son 10 yıl içerisinde bu bahsettiğim, kitlelere ortak eğlence ve öfke figürleri sunulması realitesinde çok kilometre katedildi. Survivor’da (Ülkemizde yayınlanan, malzeden çalıntılı ve olayın “survival” yanından bile çakmamış adaptasyonundan bahsetmiyorum elbette!) deniz piyadelerini bile geride bırakacak şekilde salyangoz,  böcek şu bu yiyerek tur atlayanlar yada Big Brother evinde sevişerek meşhur olanlar çoktan geride kaldı bile ve bu tür şovların yarattığı etki er ya da geç insanların benzer bir “en az 10 dakikalık” şöhret adına evsiz dövüp kameraya almaya yada binaların tepesinde amuda kalkmak türevi abidik gubidik hareketlerle hayatlarını tehlikeye atmaya varana dek sayısız çöple dolan bir İnternet/sosyal medya ile bunları norm olarak bulup manşetlerine/ekranlarına taşıyan ana akım medya olarak bizlere yansıdı. Şimdilerde kendi evinin güvenlik kamerasına takılan görüntülerde eşini mahkemeye vermeye sebep olsun diye kendi kendini yumruklayanlara, direksiyon başında Periscope’dan yayın yaparken ölenlere, Whatsapp üzerinden eskortluk yaparken tespit edilenlere alışma sürecine girdik. 70’li yıllara dönersek, insanların içindeki kontrol dışı güdülerin para kazandırma potansiyelinden medet uman bir takım kişilerin cinayet yada tecavüz türü suçlarını kameraya alıp bu görüntülerini pazarladıkları, bunun 70’ler ve özellikle 80’lerin video kaset dönemi filmlerine yoğun şekilde ilham kaynağı yaratan bir istismar piyasası oluşturduğu hatırlanabilirdi. Öte yandan günümüzde Warhol’un tanımladığı “10 dakikalık şöhret” metaforu ve akabinde ortaya çıkan tablo; özgürlüğün sınırının ne olduğu konusunda kaygı işaretleri oluşturacak noktada. Özellikle İnternet’in karanlık tarafı olarak bilinen Deepweb’ın karanlık ve tehlikeli suları hakkında dışarıya sızan şehir efsaneleri bu konuda uç noktayı oluşturuyor.

nerve-2

Elbette böyle bir dönemde yaşanan kitlesel tektipleşme odaklı bir değişim sürecinin sinemaya yansımaması olanaksızdı. Geçmişten günümüze doğru Death Race, Running Man, Battle Royale ve şu an aklıma gelmeyen daha birçok film bu süreci yapıldıkları dönemde kendi meşrepleri ile izleyiciye sunmuşlardı. Ama bu saydığım örneklerin tümünde toplumun kendisinin izleyicinin yaşadığı dönemle yabancılaştığı bir ortamda, normal bir TV programı gibi insanların doğal karşıladıkları bir şekilde sunmuşlardı. Truman Show ve bir ölçüde Tournament yaşanan bu süreci bizim dünyamıza taşıyarak sunmaya çaba göstermişlerdi ama bunların tümü kitlelerin anonim kalarak eğlenme ve başka insanların üzerinde yargı kullanma zaaflarını tam olarak yansıtmıyordu. Peki ya anonim bir mecra olarak İnternet’de bastırılmış güdülerinizi yüzeye çıkartan ve bunun için toplum normlarını, başkalarının ve hatta kendi hayatlarını tehlikeye atarak anında para  kazanabilecekleri, dahil olanların daha fazla ödül ve izleyici için giderek çıtayı daha yukarı çekip bunu yaşadıkları gerçekliğin önüne aldıkları bir oyun olsaydı, siz Oyuncu mu yoksa Seyirci mi olmayı tercih ederdiniz?

Benzer Yazılar

Yorumlar