Kahramangiller

Raging Bull: Bu Ringde Ben De Varım!

Martin Scorsese’nin yönetmenliğini yaptığı Kızgın Boğa filmi 1940’ların ünlü orta sıklet boks Dünya Şampiyonu Jake LaMotta’nın boks hayatını kendi ağzından anlatan, ikisi “En iyi Erkek Oyuncu” ve “En iyi kurgu” Oscar’ı olmak üzere uluslararası festivallerde on üç ödül almış görkemli bir yükseliş ve çöküş hikayesi.

Gerçek bir öfke filmi olarak nitelendirebileceğimiz filmde Robert De Niro, bu öfkesini ringde kullanmasıyla ün salmış bir boksör olan Jake LaMotta olarak karşımıza çıkıyor. Bunu en iyi “Jake yaşamak istemiyor gibi dövüşürdü.” cümlesi ile özetleyebiliriz aslında. Başlarda LaMotta’yı diğer boksörlere karşı farklı kılan bu öfkesi ve hırsı zaman içinde kendi özel hayatını da mahvetmeye başlar ”Kızgın Boğa” gerçekten de o dönem Jake LaMotta’ya verilmiş olan lakaptır. Bu, elbette LaMotta’nın Sugar Ray’e ezile ezile yenildiği maçta bile yere düşmeyecek kadar inatçı ve güçlü olmasından verilmiş bir lakap.

Gerçek LaMotta da cameo bir rolle filmde gözükmüştür.

Ancak aynı şekilde kızgın boğaların hedefleriyle arasındaki hiçbir şeyi görmemeleri gibi LaMotta’nın öfkesi ringlerle arasında kalan özel hayatını paramparça eder. Bunlar olurken defalarca yanlışından dönme fırsatlarını kibrinden dolayı reddeden boksörün karısını hırpalamasını, şikeli maçta kaybetmesini ve hatta kendisine en büyük desteği sağlayan kardeşini bile anlamsız bir kıskançlık uğruna kaybetmesini onunla birlikte yaşarız. Hikaye anlatımında öyle derin bir oyunculuk ile karşılaşırız ki; tüm bunlara rağmen hala LaMotta ile bir şekilde empati yapabiliriz.

LaMotta’nın zihninin takıntılı bir şekilde çalıştığına birden çok sahnede şahit oluruz. Bunlardan farklı köşelerde olanları düşünürsek, örneğin uzun uzun kendi ellerine bakan boksörün, “Hiçbir zaman ağır sıklet olamayacağım, çünkü ellerim çok küçük” diyerek şikayet etmesinden anlıyoruz. Aslında tabi ki elleri normal büyüklüktedir ve bundan öte ellerinin büyüklüğünün sıkletiyle herhangi bir bağı yoktur ancak normal olan şeyleri bile hırsı uğruna nasıl kuşkuyla değerlendirdiğini anlarız bu sahnede. Yine bir sahnede kendisini yumruklattırır kardeşine. Bu da tabi ki anlamsız bir harekettir ve bunu Joey de defalarca söyler ama kendi çevresine karşı bile bitmek bilmeyen bir kendini kanıtlama isteği vardır boksörün. Kendi istediği, kendi istediği şekilde ve kendi istediği zamanda olacaktır. Bunun dışındaki her durumu kendisine açık bir meydan okuma olarak algılar.

Şahsen en çok yerli yersiz zamanlarda LaMotta’nın karısına olan tepkisini tokat atarak göstermesinden rahatsız oldum. Kendinden fiziken daha aşağıda olan bireye karşı kullandığı şiddet, kişinin kendisini bilinçli bir şekilde dizginlememesinden kaynaklıdır. Empati yeteneği sıfıra yakın olan LaMotta’nın da tıpkı kardeşi ve karısı gibi kimse bu insan tipini sonsuza kadar çekmeyecektir. Onlar da tıpkı filmde olduğu gibi kendisine destek olan yakınlarıyla geldiği noktadan yalnız bir şekilde hızla düşmekten kurtulamayacaklardır. Tabi burada bakmamız gereken pencere yine De Niro’nun oynadığı karaktere kattığı inandırıcılıktır ki; biz de olumlu ya da değil gerçek hisler duyarız LaMotta’ya karşı. Bir düşünün sizce dönemin Türk seyircisi neden Erol TAŞ’tan nefret ederdi?

Kızgın Boğa LaMotta rolüyle en iyi erkek oyuncu Oscar’ını evine götüren Robert De Niro filmde gerçekten Jake LaMotta gibi hissedebilmek için boks dersleri ve daha gerçekçi görsellik adına yaklaşık yirmi yedi kilo almıştır. Robert De Niro burada oyunculuk anlamında yine üst düzey bir performans sergilediği “Taxi Driver” filmindeki oyunculuğunu anımsatmaktadır. Bu sebepten övgülerin ve ödüllerin de önemli bir kısmının oyunculuklara gitmesi hiç şaşırtıcı değildir. Tabi ki yalnızca De Niro’yu saymak haksızlık olurdu zira Joe Pesci bu filmde LaMotta’nın kardeşi Joey rolüyle kimi otoritelere göre De Niro’dan bile daha akılda kalıcı bir performans ortaya koymuştur. Bu görüşe örnek olarak 1981 yılı “ABD Ulusal Film Eleştirmenleri Derneği En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu” ve 1982 yılı “BAFTA En Çok Gelecek Vaad Eden Yeni Başrol Oyuncusu” ödüllerini gösterebiliriz. Şurası kesindir ki; her iki aktörde oyunculuklarının zirvesine bu filmle çıkmıştır.

Bu yazı, "Ünlü Yönetmenlerden Sinema Klasikleri" adlı yazı dizimizin bir parçasıdır.

Yorumlar