The Last Jedi – Jedi’lar Yerine Star Wars’un mu Sonu Geliyor?

Rey Solo Skywalker Kenobi Windu Calrissian

Rey’in kökenine gelince, burada da bir yandan benzer, bir yandan da daha karmaşık bir konu var. Bir kere Rey’in ailesinin önemsiz çöpçüler olması kesinlikle daha önceden planlanmış olamaz. The Force Awakens içinde Rey, Han Solo ile aynı anda aynı cümleleri kuruyor, wookie’ce biliyor, Anakin ve Luke’un ışın kılıcı ile iletişim kuruyor ve Star Wars evreni için bile eşine rastlanmamış bir güç potansiyeli sergiliyordu. Ailesinin çöpçü olması daha önce planlanmış olsa, bu saydığım durumlar izleyiciyi yemlemek ve yanlış yönlendirmek için hazırlanmış olurdu ki bu düzeyde bir ucuzluğu J. J. Abrams’a bile yakıştırmam.

Düşünün, The Force Awakens fragmanında, Leia ve Rey arasında geçen “Sen kimsin?” “Hiç kimse” diye bir diyalog vardı ama bu sahne filmde kesilmişti. Bu kesimin sebebi de büyük ihtimalle Rey’in ebeveynlerinin bilinen birileri olma ihtimalini yok etmemekti. Büyük ihtimalle tüm bunlar Abrams klasiği olarak, akıbetine sonradan karar verilecek ucu açık gizemlerdi ama yine Snoke örneğinde olduğu gibi, olası her seçenek internette milyarlarca kez ezilince Johnson hiçbirine başvuramadı. Elbette bunun önemli bir fan sorusu olduğunu bilen Johson, gerek Rey’in girdiği mağarada, gerekse Snoke ve Kylo Ren’in ağzından bu soruyu sorarak bir nevi dördüncü duvarı aştı.

Rey ve Kylo Ren yakınlaşması filmin artı noktalarından.

Bir yandan pek çok fan soruyor: Ya Kylo Ren yalan söylediyse? Olabilir, sonuçta Kylo Ren, Rey’in ebeveynlerini nereden bilecekti? Ancak bu durum da yine hikayecilik açısından çok kötü bir seçenek. Zira Rey’in bir Skywalker olmadığını Snoke da dile getirdi. Bence buradan hasarsız bir dönüş yok.

Alınacak ders belli: İnternet çağında, üzerine iki yıl boyunca konuşulacak bir gizem bırakmayın, fanlar ezer ve “Ben senin babanım” anını asla yakalayamazsınız. Bence her ne olacaksa, ilk filmin sonunda ortaya çıkmalı, teoriye mahal verilmemeliydi.

Ancak tabi bir de şu var. Johnson, Rey’in doğuştan özel birisi olmaması seçimiyle Z kuşağına şu mesajı da veriyor: Kökeniniz ne olursa olsun, siz de özel olabilirsiniz. Ucuz mu? Belki. Ama yukarıdaki eğitici karakter örneğinde olduğu gibi, gençlere süper-ego görevi gören tüm karakterlerin üzerlerine basılması trendi burada da devam ediyor. Mesaj yerine ulaşmıştır diye tahmin ediyorum.

Star Wars mu, Space Balls mu?

Filmin yoğun eleştiri gören noktalarından birisi de filmdeki yoğun espri düzeyi. Fanların hafızasında Star Wars’da Han Solo gibi serseri karakterler arada bir tek satırlık bir espri patlatır, C3PO gibi soytarı karakterler arada bir sevimlilik yapar ama filmlerin tonu daha ziyade epiktir ve fazla sululuğa yer yoktur. Vader’ın Rogue One’daki “hırslarında boğulma” sözünün aldığı eleştiriyi görmüşsünüzdür. Star Wars’da kötüler espri yapmazmış.

Bu doğru değil arkadaşlar. Star Wars’da mesajı iletim kaygısı taşıyan onlarca espri yapıldı. Evet, The Last Jedi’da filmin tonunu değiştirecek düzeyde espri yoğunluğu olduğu su götürmez. Fakat tarz olarak hiç bir tutarsızlık olmadığını belirtmeliyim. Poe’nun Hux ile aşırı tepki çeken diyaloğunun Han Solo’nun Death Star intercomundaki diyaloğuna bir gönderme olduğu çok bariz. Ütü sahnesinin ise 1978 tarihli Star Wars parodisi Hardware Wars’a bir gönderme olduğu konuşuluyor. Bu kısa filmin uçan bir ütüyle açılıyor olması doğal olarak bu çağrışımı yapıyor. Olabilir. Bunun bir önemi yok.

Önemli olan şey şu arkadaşlar. Bu tip filmlerde esprili sahneler izleyicinin gerginliğini almak için kullanılır. The Last Jedi içerik olarak oldukça karanlık ve gergin bir film. Bu yüzden bolca espri ile filmin tonu dengelenmeye çalışılmış. Filmin sonunda, mesela Luke’un ölümünde göz yaşlarına boğulmamız değil, umut içerisinde salondan çıkmamız hedeflenmiş ve bu da başarılmış. Bu fikrimi destekleyen şey, özellikle Luke’un ölümünden sonra Rey ve Leia’nın umut dolu diyaloğu ve filmin bitişinde “geleceğin Jedilarını” temsil eden çocukların görüntüsü oldu.

Sosyal Adalet Savaşçısı İsyancılar

Gelelim fan tepkisi çeken bir sonraki konuya. Bu aralar özellikle ABD’de ciddi popülarite kazanan bazı siyasi söylemlerin, The Last Jedi’da da perdeye yansıdığını görüyoruz. Bu da pek çok fark siyasi görüşten fanı kızdırdı.

Son yıllarda SJW (social justice warrior – sosyal adalet savaşçısı) diye kimileri tarafından dalga geçilen, kimileri tarafından ise övülen bir grup var. Bu grubun başlıca özelliği, ırk, din, ekonomik durum ve toplumsal cinsiyet gibi tüm sosyal ayrımcılık unsurlarına karşı tepki göstermesi. Bu grubun sayıları ve etki alanı o kadar büyüdü ki, artık ana akım Hollywood sinemasında yansımasını göremeyeğiniz film çekilmez oldu. Ucundan kıyısından ırkçı, antisemitik, misojinist ya da homofob kokacak her söylem, eylem, casting seçimi vs. büyük saldırılara maruz kalıyor. Popüler kültürde önemli yer teşkil eden pek çok film serisi de gerçek hayat politikası mesajları iletmeye başladı. Star Trek, DC evreni, Hayalet Avcıları derken, Star Wars serisi de bu kervana katıldı.

Tabii ki söz konusu Star Wars olduğunda, yaratıcısı George Lucas’ın politikayı filmlere ne denli dahil ettiği bilinir. Bu film evreni içerisindeki politika ve özellikle imparatorluk ve isyancılar gibi olgular, gerçek hayat politikalarına birebir göndermeler taşır. Fakat film evreninde bir mantık silsilesi içine yedirilmiş siyaset ile, Disney dönemindeki tüm filmlerin “güçlü ve haklı” karakterlerini birer kadın olarak belirlemek ve filmlerdeki tüm castingi özenle coğrafi bölge temsilcileri haline getirmek aynı şey değil. Filmde Luke’a haddini bildiren bir Rey, Finn’e pek çok kez haddini bildiren bir Rose, Poe’ya haddini bildiren bir Holdo derken, film bir noktadan sonra kadınların erkeklere had bildirme gösterisine dönüşüyor.

Spesifik olarak ele alırsak, Leia’nın süper güç gösterisini ben eğlenceli buldum ve kesinlikle feminist bir yaklaşım olarak algılamadım. Evet, force kavramını bir “süper kahraman” özelliğine bağlamak çok istediğim bir durum değil ama uzay boşluğunda hayatta kalmak bence daha önce gördüğümüz force numaralarına çok tersi değil. Bir kere uzay boşluğunda bir insan 1-1,5 dakikaya kadar kalıcı hasar görmeden hayatta kalabiliyor. Fazlasında da oksijensizlikten değil, düşük basınçtan dolayı donarak ölüyor. Baktığınızda hala canon olan Clone Wars serisinin ilk bölümlerinden birinde maskeli bir yaratık olsa da Jedi ustası Plo Koon uzayın donduruculuğuna çok uzun bir süre dayanabilmişti.

Holdo ve Rose konularında görüşlerimi ise aşağıda Canto Bight kısmında dile getireceğim. Karakterleri antipatik bulup bulmamak izleyiciye özel bir durum ve kimse kimseye haklı-haksız diyemez. Pek çok fan, Holdo’nun fedakarlığını bile Ackbar’dan rol çalmak olduğunu söylüyor ama bunlar tamamen kişisel tatlar. Pazarlama olarak bakarsam Felicity Jones gibi alımlı oyuncuları güçlü karakterler için kullanmak, fan cephesinde daha olumlu sonuçlar veriyor ama bu filmde oyuncu seçimlerinin bilinçli yapıldığına eminim. Zira Rose karakterini Kelly Mary Tran yerine, filmin başında kendini feda eden güzel kız kardeşini canlandıran Veronica Ngo’ya oynatmamaları için tek sebep, bu karakter üzerinden iletilen mesajların güzel bir vücuttan çıkmaması gerekliliği.

SJW Bölüm 8

Ben kişisel olarak inceden SJW’liği gerekli gördüğüm için bu durumlardan hiç rahatsız olmadım fakat durumun varlığını inkar edecek kadar aptal da olamam. Bu konuda fanların söylemleri ise çeşitli. Kimi diyor ki, Star Wars fanlarının büyük çoğunluğu erkek ve öyle de kalacak ve bu yüzden filmleri eskisi gibi erkek filmleri olarak çekmeye devam edin (Marvel erkek evreni olarak devam edebiliyor sonuçta). Kimi fan da sadece bunların göze sokulmamasını ve evrenin doğallığının bozulmamasını talep ediyor.

Filmin savunucuları arasında ise bu durumu yok sayanlar ve öfkeli fanları misojinizmle suçlayanlar çoğunlukta. Kimisi de bu seçimleri gerekli görüyor. Dediğim gibi, kim haklı, kim haksız yorumu yapmayacağım. Gerçek bu ve bu gerçek bana kalırsa Rian Johnson’ın seçimi değil. Rogue One’da durum daha hafif de olsa aynı düzlemdeydi. The Force Awakens’da kadınlar had bildirmiyordu belki ama Rey aptalca güçlü portre edilmişti ve tuhaf bir Nazi nutku sahnesi filmde yer alıyordu. Belli ki itici güç yukarıdan *öhö* Kennedy *öhö* geliyor. Forces of Destiny çizgi film serisi de gayet net bir örnek. Stüdyonun güncel animasyon serisi Rebels’da da, Sabine üzerinden benzer bir tablo çizilmeye başlandı.

Ancak pazarlama açısından bakarsak bence bu da bir hata. Star Wars ürünlerinin tüketiminde pazar payı asla kadınlara kaymayacak. Hele ki kız çocukları küçük yaşta Disney prensesleri ile zehirlenirken. Ki bunların aynı firmanın ürünleri olması ironinin sözlük anlamı.

Bana kalırsa Lucas’ın evreninde ne bir ırk temsil sorunu vardı, ne de bariz bir toplumsal cinsiyet ayrımı. Lando ve Windu efsane siyahi karakterlerdi. Leia ve Padme asla klasik “damsel in distress” (kurtarılmaı bekleyen dişi figür) olmadılar, prensestiler ama klasik anlamda değil. İkisi de çok önemli politik liderlerdi ve gerektiğinde ellerine blasterı almaktan geri durmuyorlardı. Evet Jedi’lar ve Sith’ler genellikle erkekti ama bunun sebebi bu filmlerin alıcısının genç erkekler olmasıydı. Bu durum öyle de kalacak.

Ben bu konuda maskülen bir tavra geri dönülmesini önerecek son kişiyim. Ancak her ne seçim yapılıyorsa, ekrana biraz daha doğal yansıtılması, film evreninin sağlığı açısından daha doğru olacaktır. Ayrıca insanları bu şekilde birbirine düşürecek temsiller sunmanın, sosyal adalet kavramına hiç bir faydası yok.

Son olarak da bu durum eğer şüphelendiğim gibi yukarıdan bir dayatma ise, yazar ve yönetmenlerin kreatif özgürlüğüne bir müdahale var demektir ki, bunu sanırım hiçbirimiz doğru bulmayız.

Yorumlar